2018'in ardından

19.02.2019

Normal şartlarda Aralık 2018'in son haftası gelmesi gereken bu yazı, 2 ay rötarla internet alemine düştü nihayet! Bu kadar gecikmesinin bir çok nedeni var ama ayrıca anlatmadan aylara göre okudukça anlayacağını düşünüyorum.

 

O zaman başlayalım;

 

OCAK

 

Tüm aile Kazdağları'nda (ilgili yazıyı okumak istersen linkini şuraya* bırakıyorum) girdiğimiz yeni yılın ardından evlerimize döndük. 2018'i benim için özel yapan ilk şey; kurumsal hayatımın yılın 3. ayından itibaren bitiyor olması ve kendime ahşap işlerimi geliştirmek için şans veriyor olmam. Bu cesareti göstermek maddi manevi kolay bir karar olmasa da, en başından beri içimde yanlış olduğuna dair en ufak bir his yoktu. Maddiyat hayatta kalmaktan öte, iyi yaşamak adına da önemli bir faktör olsa da, hayattan beklentilerime baktığımda benim için başka konular ilk sırada geliyor sanırım. Tabii bu noktada evrene yanlış mesaj vermek istemem, çünkü hayalimdeki bir çok konu için para tabii ki gerekli, ama huzur ve mutluluğu satın alamadığını da çok uzun süredir biliyorum. Üstelik bir yandan kurumsal hayata devam ederken (hem de istemeyerek) bir yandan da ahşap işlerimi yaparak ikisinde de kendimi tam olarak geliştiremediğimi fark ettiğim an bir karar verme vaktinin geldiğini anladım. Kafam tamamen ikiye bölünmüş durumdaydı ve ne tarafı seçersem seçeyim o tarafta başarıyı yakalamam gerektiğini fark etmiştim. Tabii ki hayallerimi seçtim!

31 Aralık 2017 & 01 Ocak 2018 - Kazdağları🍷🎄

 

ŞUBAT

 

Şubat ayı bu ayın ortasında yapacağımız Hamburg seyahatinin ve ayın 28'inden itibaren özgür kuş olacağımı bilmenin heyecanıyla başladı. Hamburg yazısını okumayanlar ve okumak isteyenler için linki şuraya* bıraktım! Müthiş bir şehirmiş ve heyecanlandığım kadar varmış.

 

Ayın 23'ünde Fıccın'da ofis arkadaşlarımla bana bir veda yemeği düzenledik. Harika geçti.

 

Tam 3 sene çalıştım ayrılmış olduğum şirkette ve bıdı bıdı yapmadığım tek bir gün yoktu diyebilirim. Ama bazı insanlar var ki, iyi ki tanımışım, hatta tanımasam ne yaparmışım dediğim. Bu tatlı insanlar bir yana; bir de hiç tatlı olmayanlar var tabii! 

 

Yine de şöyle bir teorim var;

 

Hiç birimiz hayatta olumsuz anlar, duygular yaşamak veya olumsuz kişiler tanımak istemeyiz ama kabul edilmesi gereken bir gerçek var ki; hayattaki bir sonraki adımın için onlar da lazım! Örneğin; kendimle ilgili hep eleştirdiğim şey olan; aslında küçüklükten beri yaratıcı yönümün gelişmiş olduğunun farkında olmam ama bu konuda kendime tam anlamıyla güvenemediğimden almış olduğum yanlış kararlar neticesinde, yanlış bölümlerden mezun olup, yanlış işlerde çalışmış olmak ve bu yanlış işlerde çok yanlış insanların beni üzmesine izin vermiş olmak en sonunda kafama şunu dank ettirdi: bu yanlış kararlardan, ne istediğimi bilerek ve ancak kendime güvenerek çıkabilirim! En başından beri ne istediğimi tam olarak bilsem ve kendime güvensem şu an olduğum yerden çok daha farklı ve iyi yerlerde olabilirdim evet. Ama; o yanlış insanlar karşıma çıkmasa ve beni kendimle yüzleşmek zorunda bırakmasalar şu anda olduğum yerde de olamazdım.

 

O nedenle, Şubat ayının başında almış olduğum bir kararı Şubat ayının sonunda tam tersine çevirdim ve neden yanlış olduklarını söyleyerek çıkmayı planladığım iş yerinden, güle oynaya çıktım. Bir son ne kadar güzel olursa, yeni bir başlangıç da o kadar güzel olur felsefesiyle. Hatta içimdeki ilahi adalet inancına da saygıyla.

 

Derken, Şubat bitti, ve bu kuş artık özgür.

18 Şubat 2018 - Fischmarkt / Hamburg 🧡

  

MART

 

Mart ayının ve özgürlüğümün ilk gününde kendime verdiğim sözü tuttum ve Arnavutköy'deki harika manzarası ve kokteylleri olan bir mekanda verdiğim kararı kutladım. Hava da mis gibi iç açıcı ve güneşliydi. 

 

10-11-12 Mart tarihlerinde Karaburun kaçamağı yapıp mis gibi Ege havasının tadını çıkardık. 

 

28 Mart'da Youtube'da çok güzel vegan yemekler yapan ve pratik tarifler veren üniversite arkadaşım Müge ile beraber bir çekim yaptık. Ben taş boyadım, bu sayfanın hikayesini anlattım falan, pek tatlı oldu. Videoyu izlemek ve kendisini takip etmek isteyenler @duduklutencerem ismiyle bulabilirler!

 

Genel olarak Mart ayının her sabahı uyanıp işe gitmeyeceğimi hatırlayıp mutlu olmakla geçti. Günün devamı da kendimi atölyeye atıp üretim yapmakla. Ne tatlı💙

1 Mart 2019 - Özgürlüğün ilk günü - Alexandra / Arnavutköy

 

NİSAN & MAYIS

 

Bu iki ayı beraber yazmamın bir sebebi var. Aslında bir yanım hiç yazmak istemiyor, öteki daha ağır basan yanım ise bu iç dökümün ve hayatımızdan ayrılıp giden iki insanın anısına yazılacak her kelimenin değeri olduğuna inanıyor. 

 

7 Nisan Cumartesi sabahına oldukça keyifli uyanmıştım. Sonra Ankara'daki en yakın arkadaş grubumdan gelen bir telefonla dünyanın nasıl bir anda insanın başına yıkılabileceğini öğrendim. Grubumuzdaki canımız arkadaşımız Alper'imizi bir önceki gün trafik kazasında kaybetmişiz. Evden nasıl çıktık, Ankara'ya ilk otobüs biletini ne ara aldık hiç bir şey hatırlamıyorum. Sanki dünya dönmeyi bıraktı, öyle bir his.

 

Alper hepimiz için harika bir dosttu. İyi gün kötü gün fark etmez, hep yanımızda, hep güvenebileceğimiz bir omuzdu. Kahkahalardan kırıldığımız anlar olsun, ağlamaktan gözlerimizin şiştiği anlar olsun hep ama hep bizim için orada olurdu. 

 

O'nu son canlı görüşüm İstanbul'da oldu. Son 3-4 senedir harika dans ediyordu ve bir dans turnesi için yine İstanbul'a geldiği günlerden biriydi ve Otto Cihangir'de buluşmuştuk. En sevdiğim barlardan biridir Otto ve Alper'den sonra bir daha girecek cesareti bulamadım, defalarca önünden geçmeme rağmen. Ama sanırım onun anısına orada bir kadeh kaldırma vakti çoktan geldi. O günden sonraki telefon konuşmalarımızın ardından en son 8 Nisan Pazar günü cami morgunda veda ettim O'na. 

 

Ölümün ardından sosyal medyaya şunları yazmışım;

 

3 gündür boğazımda bir düğüm. Olmasa da biliyorum ki söyleyeceğim, sana dair anlatacağım her şey hep biraz eksik kalacak. Çünkü bu kadar anı ve senin kadar mükemmel bir dostu anlatmak hiç kolay değilmiş meğer. İlk fotoğraf bizim düğünün ertesi günü beraber yaptığımız kahvaltıdan hemen sonra. “Yıllar sonra sırıtıcam şu fotoğrafı gördükçe” yazmışsın. Ne geceydi ama, her buluştuğumuzda bıkmadan yeniden yeniden anlattığımız. Bekleyemedin o sırıtacağın yılları. Oysa daha ne İstanbul maceraları, ne Çeşme yolları vardı gideceğimiz beraber. Düşeceğimiz damacanalar, kahkahadan öleceğimiz ne başka başka anılar. Şimdiden çok çok özlüyoruz, artık sensiz bir eksiğiz, ama sen bundan sonra içtiğimiz her kadehte, her gülüşte, her ağlayışta yine hep bizimle olacaksın. Seni çok seviyorum can arkadaşım, Alper’im. Gittiğin yerde hep çok huzurlu ol💙

16 Ağustos 2015 - Beşiktaş Kahvaltıcılar Sokağı / İstanbul - Alperimizle🧡🧡🧡

 

Nisan ayı her gün Alper'i anarak, özleyerek, ağlayarak, dans videolarını izleyip hayata "ama neden?" diye hesap sorarak, sonra yine ağlayarak geçti. Hani biri ölünce içinde 41 tane mum yanar, sonra her gün bir mum söner, ama 41. gün o tek mum kalır ve hiç sönmezmiş ya, işte artık  o 41. muma ulaşmayı beklerken, Mayıs ayının 27'si gecesi Can'la koltuğumuzda film izliyorduk. Can kucağımda uyuyakalmıştı, ben de bir yandan telefon elimde oynarken ikinci korkunç haberi aldım. Can'ı nasıl uyandırdım ve o koltuktan nasıl zıpladım bilmiyorum. Kuzenimin eşi canımız Okan abimiz Kaçkar dağında geçirdiği kaza sonucu ölmüştü. Okan abiyi özel ve güzel yapan bir çok özelliği bir yana dursun, her şeyden önce O'nu benim için çok güzel yapan şeylerden biri Sepin ablamla olan müthiş aşklarıydı. O yüzden olacak ki ağzımdan çıkan ilk cümleyi hiç unutmuyorum; "Sepin ablam nasıl yaşayacak?". 

 

Biraz geriye gitmek gibi olacak ama konuyla bağlayacağım. 2000 yılında dedemi kaybettiğimizde 14 yaşındaydım. Dedem bir sabah yatağında gözlerini açamadı. Dünyanın en huzurlu ölümlerinden biri olduğunu düşünmüştüm. Hala da o günden bugüne dünyanın gelmiş olduğu hale bakınca aynısını düşünürüm. Evine gittiğimizde O'nu son bir kez görmek istediğimi çok net hatırlıyorum, hatta morga götürmek için odasından çıkardıklarında yatak odasının kapısına koşmuştum ama biri beni yakamdan yakalayıp geri çekmişti. Neden veda edemediğimizi ilk o zaman sorgulamıştım. Bu işte bir yanlışlık vardı. 

 

2011 yılında babaannemi kaybettiğimizde artık 25 yaşındaydım. Dedemi de babaannem gibi çok ama çok sevmeme rağmen bu ölüm de beni etkileyen daha fazla bir şeyler vardı. Kendimce varmış olduğum sebepleri sıralayacak olursam; artık yaşımın vermiş olduğu ölüm farkındalığı, Starbucks çağına yetişmiş ve "hadi Starbucks'a gidelim" diyen bir babaanneye sahip olmak, daha fazla paylaşım ve babaannemin dedem kadar huzurlu bir şekilde veda edemeyişi bu hayata. Babaannemin bir gün midesinde bir ağrı oldu, sonrasında bir anda yemeği kesti ve 1 ay boyunca neredeyse hiç konuşmadı. Mide kanseri teşhisi kondu ve 1 ayın sonunda apar topar götürdüğümüz hastanede vefat etti. Evden çıkarken ki bakışını ve zar zor "iyi geceler" deyişini asla unutamıyorum. Son kez baktığını biliyor gibiydi. Sonrası malum, evinde toplanma ve cenaze. Benim kafamda yine aynı soru vardı; babaanneme neden veda edemedik?

 

Yıllar sonra, Mayıs 2018'de Okan abinin ölümüyle, Sepin ablam yıllardır sorduğum bu sorumun cevabını hepimize ders niteliğinde verdi. Gasilhanede O'nu kendisi yıkadı, morg yerine evlerine getirdi, yataklarına yatırdı, bütün gece ona sarıldı, öptü, veda etti. Hepimizin de yanına gelip O'na veda etmemize olanak sağlayan bir ortam hazırladı. Mumlarla, fotoğraflarla, güzel anıları anarak, konuşarak, paylaşarak..

 

Kısacası ben "Sepin ablam nasıl yaşayacak?" diye sorarken, O, gücüne hayran olduğum bir şekilde tüm bunları yaptı. Çünkü O'nun değişiyle aşk ve yas birdi.

🧡

 

(@sepininceer hesabından kendisi takip edebilir ve o inanılmaz gücünden sen de ilham alabilirsin)

 

Bu iki ölümün hepimizin hayatlarında bıraktığı yaradan benim payıma düşen bir diğer şey ise paranoyak bir şekilde geçirdiğim bir sonraki aylar oldu. 

 

HAZİRAN

 

Gelelim Haziran'a. Korkunç geçen iki ayın ardından güzel şeylere odaklanmaya çalıştığım (elimden geldiğince) ama en çok da yas tutarak geçirdiğim bir ay oldu. Bu aya dair en tatlı haber Mila ve Rick'in düğünü için Belgrad'a gidişimiz oldu. "Belgrad gezi yazısı linkine şuradan gidebilirsin" demek çok isterdim ama geçtiğimiz 8 ay içinde ona fırsat bulamamışım.. Bu yazıdan sonraki hedefim de onu yazmak olsun.

 

Ayın son günü 30 Haziran'ı da yarı Alman yarı İngiliz arkadaşımız Jake'in İstanbul'a gelişiyle Burgazada'da güzel bir gün batımı rakısıyla sonlandırdık. 

16 Haziran 2018 - Belgrad / Sırbistan - Mila 🧡 Rick

 

TEMMUZ

 

Geldik mi doğum günü ayıma💙 1 Temmuzun gelmesiyle birlikte ayın 28'indeki doğum günüm için çevremdeki herkesi tüketmeye başlarım. Çünkü bence doğum günücülük harika bir şey.

 

Bir sene önceki yazımı okuyanlar bilir, geçtiğimiz bir sene boyunca Can'ın beynini "Bi ukulelem yok ki 'la vie en rose" çalayım diye yemiş ve o da bana en sonunda doğum günü hediyesi olarak ukulele almıştı. Tabii ben 1 sene boyunca "çok tatlı alet, ben bunu yerim" şeklinde kendisine sadece sarıldığım için, yumurta kapıya dayandı ve deli divane 28'ine kadar bana "la vie en rose" çalmayı öğretecek biri arayışına girdim. Amacım geçen sene gelen doğum günü hediyemle, bu seneki doğum günümde "la vie en rose" çalabilmekti. Neyse ki; tatlı mı tatlı bir müzisyen arkadaşımız var da, konuyu 1 ayda çözdük. Bir de Facebook'ta üye olduğum bir gruptan bir yardım çağrısında bulunmuştum, oradan da çok tatlı bir arkadaş yardımcı oldu sağ olsun ve buyurun 1 ayda geldiğim nokta :)

28 Temmuz 2018 - Doğum günüm 🧡 - La vie en rose🎶

 

18 Temmuz Can'ın beni ailemizin burgercisi Burgerhood'a götürüp Bodrum haberini müjdelediği gün💙 O yüzden bugünü güzelce kalpleyelim💙💙💙  Tazecik yazmış olduğum Bodrum yazısını okumayanlar için linki şuraya* bırakıyorum. 

 

32'yi bitirdiğim 28 Temmuz gününü ise Can'la tüm gün dışarıda ve en sonunda da günün başında beri tutturduğum bir doğum günü kokteyli ile kutladık. Geçirdiğimiz korkunç 2 aya bakınca ise dileğim oldukça netti. 

 

AĞUSTOS

 

Ağustos ayının son 2 haftası Karaburun'da harika bir tatille geçti. Can'ın Amerika'da yaşayan kardeşi Cem, eşi Kristen ve 2 tane dünya tatlısı oğulları Emre ve Evren Türkiye'ye geldiler ve hep beraber Karaburun'da ailemizin evinde dolu dolu 2 hafta geçirdik. 

 

Hatta bir de canım Gizay'ın bisikleti ile başladığı Ege turunda Karaburun'a da gelip bahçemizde çadır kurmuşluğu da var🧡

Ağustos 2018 - Karaburun💚

 

EYLÜL

 

Eylül başında Cem'leri Amerika'ya geri yolladık. Ancak Amerika'dan gelen misafir sayısı onlarla sınırlı değildi. 9 Eylül'de kuzenim, eşi Harry ve daha 4 aylık bebekleri Han ile (ben kendisine mukmuk diyorum) İstanbul'a geldiler. 14'ünde kuzenimiz Gürkan'ın düğünü sonrası hep beraber Çanakkale'ye geçtik ve Asos'lu Bozcaada'lı tatlı mı tatlı bir tatil yaptık.

 

23 Eylül sabahı bizim kızlar grubunun Kanada'ya yerleşen üyesi Ezgi'nin İstanbul ziyaretiyle Nişantaşı'nda güzel bir kahvaltı buluşması yaptık. 

 

Eylül'deki Çanakkale tatilinde Can iş sebebiyle bize katılamadığı için, izni ile beraber bize yine Çanakkale yolları göründü. 28 Eylül akşamı önce Tekirdağ'a geçerek Can'ın yakın arkadaşlarından Anıl'ı ziyaret ederek hafta sonunu orada geçirdik. Pazar günü de Çanakkale'ye doğru devam ettik. 

18 Eylül 2018 - Bozcaada💕

 

EKİM

 

Ekim ayı Çanakkale'de güzel bir aile toplaşması ile başladı. Ayvalık ve Cunda'yı uzun zamandır merak ediyorduk ve 2 günlük bir kaçamak yaptık. Havanın hala mis gibi olmasıyla denize bile girdik hatta. Cunda zaten pek tatlı bir yermiş ama ben özellikle Ayvalık'ın taş evli, dar sokaklarına bittim. Zaten bizim tuttuğumuz airbnb evi de onlardan biriydi ve çok keyifliydi. 

 

Eve dönüşle birlikte ben de bir süredir ufak ufak devam eden, atölye düzenleme, yeni yıl hazırlıkları ve taşınma nedeniyle vereceğim çalışma arasını da düşünerek elimde bulunması için üretimini yaptığım ürünlerin çalışması hızlanmaya başladı. Bir yandan taşları ve ağaçları kategorilerine göre ayırıp, kutuluyor, diğer yandan yeni yıl ürünlerini üretiyor, diğer bir koldan da takı ve aksesuar üretimine ağırlık veriyordum. 

04 Ekim 2018 - Ayvalık 💚

 

KASIM

 

Ben atölyede boğuşurken Kasım geldi bile ve hayatımın en yoğun dönemi başlamış oldu. Haliyle beni aldı bir telaş. Bodrum'da ev bakmaya gittiğimiz 3 gün dışında atölyeye girmediğim tek bir gün olmadı diyebilirim. Tek başıma o kadar çok şey üretmeye çalışıyordum ki bir ara bünyem kırmızı bayrağı çekti zaten. Çenemden başlayarak ağzımın içine yayılan morluklar oluşmaya başladı ve hemen doktora attım kendimi. Aşırı yorgunluğa sanırım beslenme düzensizliği de eklenince bünyem tepkisini ortaya koymuş. Vitaminler, kremler ile destekleyerek üretime devam ettim tabii, durur muyum? Çünkü kafamın içindeki "Ya yetiştiremezsem" sesi bir türlü susmuyordu.

 

Kasım ayının sonuna doğru zafer benimdi, kafamdaki üretmeyi hedeflediğim ürün sayısına ulaşmıştım ve artık atölye temizlenebilirdi. Yorgundum ama değmişti.  

 

27 - 30 Kasım arası Bodrum'a geldik ve 3 günlük bir ev arama maratonun ardından artık herhalde ev bulamayacağız ve taşınma işi iptal dediğimiz noktada evimizi bulduk. Bu sırada televizyonlara da çıkan meşhur sel olduğunda buradaydık ve hatta bakmak için girdiğimiz bir evde 1 saat mahsur kaldık. Gittiğim yeri şöyle bir sallama huyum vardır. Kesin bilgi.

 Kasım 2018

Atölyem.

İlk göz ağrım.

Bir devrin sonu.

Bodrum'da yeni bir atölyede görüşmek üzere🧡

 

🎄 ARALIK 🎄

 

İşte geldi en sevdiğim ay. Aralık ayının ruhundan mıdır, her tarafa yayılan ışıklardan, süslerden midir, yeni yıla yeni dileklerle başlayacak olmanın verdiği heyecandan mıdır bu ay mutsuz olmak çok zor sanki. 

 

Hem İstanbul'daki hem atölyemdeki son aya girmiş olmakla birlikte bana mutluluk harici duygular da eklendi tabii bu ay. 2 senedir İstanbul'dan gitmek isteyen ve bunun için geçerli en az 50 sebep sayabilecek olan ben, artık son düzlüğe gelince oldum mu bi' duygusal? En sevdiğim sokaklara, mahallelere gidip sarılmalar, nasıl bırakıcamlar fln? Hayır "tamam hadi gitmeyelim kalalım" desek onu da istemiyorum. Ne istiyorum, neyin duygusallığı belli değil. Değişimin verdiği bir değişik haller diyelim. Üstelik İstanbul başka bir ülkeye de taşınmıyor yani ve işsel sebeplerden sık sık geleceğimiz de belli. Ama her ne kadar İstanbullu olmasam da İstanbul benim evim duygusuna o kadar alışmışım ki, her eksilen gün kendimi bu şehirde daha da misafir hissediyor olmak garip geldi sanırım. Bence bir yere ait hissetmek bir yerde doğmakla alakalı değil zaten. Sonradan da oluyor. Bana öyle geliyor ki hemen olmasa da Bodrum için de aynı duyguları hissedeceğim.

 

İşte Aralık ayı bu duygularla ve şehrin sevdiğim yerlerine veda etmekle (çünkü bir şehre veda etmek önemli) geçti. 

 

Yeni yılı İstanbul'da karşılamaya karar vermiştik ama bir son dakika sürprizi ile Çanakkale'ye bilet aldık. Yani gerçekten sürpriz. Bir tek babama haber vererek, aynı gün Ankara'dan Çanakkale'ye gelen halam ve enişteme ve de tabii ki anneme büyük sürpriz oldu :) Yüzlerindeki ifade ve mutluluk için değerdi💙

Aralık 2018

Çanakkale

Yeni yıl🎄🎄🎄

 

Derken Çanakkale'de biten bir 2018, 3 Ocak akşamı İstanbul'da kuzenimin evinde verilen güzel bir veda gecesi ve 4 Ocak akşamı binilen uçakla Bodrum'da başlayan yeni bir hayat, yeni bir yıl. 

03 Ocak 2019

İstanbul

Veda gecesi🧡🍷

 

Normalde bu yazıyı 2019 dilek listesi ile bitirmem gerekir ama bu sene liste falan yok, tek bir şey var; sağlık ve yaşam! Bu ikisi olunca diğerleri bir şekilde olduruluyor. 

 

Mutlu seneler🎄

 

 

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload