Hamburg gezi notları

02.07.2018

Hamburg seyahatimiz öncesi Hamburg ile ilgili duyduğum yalnızca iki şey vardı: çok çok güzel ama Şubat'ta gitmek manyaklık, çünkü çok soğuk! Seyahatimizin 4 gününün de günlük güneşlik olduğundan bahsetmiş miydim sosyal medya paylaşımlarımda? Hayır takip edenler bilir, normalde başımıza bir şey gelmeden gezemiyoruz malum, bunu hak edecek ne yaptık onu merak ediyorum ben.

 

Ben böyle yazdım diye şimdiden bir sonraki Şubat'a yerini ayırtma, zira bizim ki cidden şansmış. İlla alacaksan bak önümüz mis gibi yaz.

 

Gelelim Hamburg notlarıma;

 

17 Şubat sabahı 11:00'da havalanıp saat 13:00'da Hamburg'a indik ve trenle çok kolay ve kısa sürede Merkez İstasyon (Hauptbahnhof)'da olan hostelimize (Generator Hostel) ulaştık. Normalde seyahatlerimizde evde kalmak çok önemli benim için, çünkü kendimi daha yerel hissetmemi sağlıyor ve de küçük bir otel odasına sıkışmış hissini yaşamıyorum, ancak bu sefer airbnb kiralamak için biraz geç kalmıştık ve merkezdeki boşta kalan evlerin fiyatları uçuyordu. Madem öyle bizde merkezde bir hostel ayarlayalım dedik. Gidene kadar endişelerim vardı ancak bu hosteli gerçekten tavsiye ederim. Hem yer, hem konfor açısından gayet makul.

*Altstadt

*Altstadt Kanalı

 

Hostele eşyaları bırakır bırakmaz kendimizi dışarı attık. Çevrede yürüyüşün ardından Mönckebergstrasse’den geçerek Burgerlich adlı bir burger dükkanına geldik. Hem burger olarak hem de hizmet olarak gönül rahatlığıyla tavsiye edebileceğim bir burger dükkanı. Girişte eğer o an için uygun masa yoksa önce bar kısmına alıp içecek ikram ediyorlar. Biz bara geçip biralarımızı söylediğimiz anda bir masa boşaldı. Masaya geçince de masanın içine gömülü olan tabletler ile siparişini istediğin şekilde oluşturup yolluyorsun ve çok kısa süre içinde siparişin geliyor. Fiyat olarak ise; 2 hamburger, 1 patates, 1 salata, 2 sos = 20 Euro tuttu. Bu fiyata içecek dahil değil, çünkü biz barda sipariş verdiğimiz biradan devam ettiğimiz için yeniden söylemedik. Ayrıca ödeme yaparken de çıkıştaki ahşap kasadan elmanı alıp çıkmayı unutma! 

*Belediye binası

*Nikolaikirche (kilise)

 

Burgerlich’den sonra sırasıyla Jungfernstieg Meydanı, Alstadt Kanalı, Belediye Binası, Rathausmarkt, Nikolaikirche (kilise), Hafencity, Binnenhafen (teknelerin olduğu kanal) ve Mattentwiete Köprüsü’nden geçerek yürüdük. Kehrwiedersteg köprüsünden geçerek yola hiç inmeden (köprünün devamı gibi bir yan yol yapmışlar, köprü bitiminde yola inmeye hiç gerek kalmıyor) Elbe Philharmonic Hall’a geldik. Camlı konser binası olarak bilinen bu bina değişik mimarisiyle görülmesi gerekenler arasında. 

*Elbe Philharmonic Hall

 

Buradan da Speicherstadt bölgesindeki Magellan Terrassen’de yürüyüş yaptık. Burası eskiden limanmış, ama şimdi evlerin ve yürüyüş yollarının olduğu ve teknelerin durduğu bir alana çevrilmiş. 

*Magellan Terrassen

 

Bu kadar yürümeye sıcak bir kahveyi hak ettik ve bulunduğumuz bölgedeki Speicherstadt Kaffeerösterei isimli kahve dükkanına geldik. Meşhur Franzbrötchen tatlısından yemek için ve güzel kahve ve tatlılar için çok doğru bir adres. Dükkanın bir köşesi de aynı zamanda kahve ile ilgili malzemeler satın alabileceğin bir yer olarak ayrılmış. Biz iki kahve + iki tatlı= 13,90 Euro ödedik. 

 

Biz artık akşam olduğundan gitmedik ancak ilgini çekerse Miniatur Wunderland ve Hamburg Zindanı’ da bu bölgede. 

 

Madem akşam oldu biraz gece hayatına bakalım birer kokteyl içelim dedik ve gelmeden bir blogda okuyup merak ettiğim Le Lion - Bar de Paris isimli kokteyl mekanına doğru çekiştirdim Can’ı. Mekana zili çalıp girmek gerektiğini falan hep okumuştum ama yine de görüntü itibariyle tahminimden farklı çıkınca bir süre ne yapsak ki diye dikildik mekanın kapısında. Dışı tamamen cam kaplı ve içeride perdelerin sımsıkı kapalı olduğu bir yer. Hayır azıcık bir aralık olsa şöyle bir bakıvereceğiz içeri ama o da yok. Üzerimizde kotlar, bereler acaba böyle girilir mi girilmez mi derken amaaan dedik en kötü almazlar:) Çaldık zili, kapıyı takım elbiseli bir abi açtı sağ olsun, sonra bizim montları falan aldı ve kendimizi içeride bulduk. İçerisi oldukça loş, bir barı ve kapalı perdelerin ardındaki cam kenarında da koltukların olduğu, koyu renk duvar kağıtlarıyla kaplı biraz “snob” diyebileceğimiz bir mekan. Biz bara oturduk ve ben buranın meşhur kokteyli olarak bilinen Amber’den sipariş verdim. Can’da Celery Gimlet isimli kokteylden sipariş etti. Kokteyl anlamında gerçekten çok başarılılardı. Yine de zaten rock konserinde tanışmış iki tip olarak bu kadar ağır hava bize yetti dedik ve kokteyllerimizden sonra usulca ayrıldık mekandan. Bu sırada 2 kokteyle 25 Euro ödedik. 

*Le Lion - Bar de Paris - kokteyller - soldaki Amber, sağdaki Celery Gimlet

 

Bir iki kafamıza uygun rock bar arayışına girdik ama sonra geceyi kendi hostelimizin barında sonlandırmaya karar verdik. Malum ertesi gün Fischmarkt için kargalar kahvaltısını yapmadan (en kibar haliyle) kalkılacak. 

 

18 Şubat sabah 6 civarı ünlü bir Pazar sabahı veya Cumartesi geceden kalma aktivitesi olarak bilinen Fischmarkt'a gitmek üzere yola düştük. Central Station'dan 1. terminal S1 veya S3 trenlerine binilerek "Reeperbahn" istasyonunda iniliyor ve bu istasyondan 5-10 dakikalık yürüme mesafesinde kalıyor. Zaten bu istasyonda inince herkes aynı yöne gittiğinden yol iz bilmeye pek ihtiyaç yok. Sağdan, soldan şehrin her bir yanından birleşen kalabalığı takip etmen yeterli. Balık, meyve ve sebze pazarlarına ilaveten kahve ve bira stantlarının da kurulduğu sabah sabah bulunabileceğin en ilginç pazar alanı. Pazar iç mekan ve dış mekan olarak kurulmuş ve iç mekan da canlı müzik bile var. Buraya insanlar Pazar sabahı ya sıcacık yataklarından kalkıp geliyorlar ya da çılgın Cumartesi gecesinin sabahını burada noktalıyorlar. O nedenle hala birasını içen de bulabilirsin, kahve ile ayılmaya çalışanı da. Bu arada sabah sabah fishburger mı yenir deme, biz denedik vallahi de yeniyor, çok da güzel oluyor. Açık ara Hamburg deneyimlerimdeki liste başı yer burasıydı. O nedenle ne yap et Pazar sabahını buraya ayır derim. 2 fishburger=5 Euro, 1 kahve, 1 çay, 1 berliner = 6 Euro ödedik. 

*Fischmarkt

*Fischmarkt

Fischmarkt'dan sonra sahil boyunca yürüyerek Landurgsbrücken iskelesine geldik. Buradan devam edip Elb Tunnel'a girdik. Elb nehrinin iki yakasını birbirine bağlayan tünelin inşaatına 1907 yılında başlanıyor ve 1911 yılında yaya ve araç trafiğine açılıyor. Asansörle 24 metre aşağıya iniliyor ve sonrasında yürüyerek veya motorlu taşıtla karşıya geçilebiliyor. 

*Landurgsbrücken

*Elb Tüneli

 

Elb Tunnel'ın ardından Neustad bölgesine geçtik ve bir kahvaltı daha yapmak üzere Karlsons isimli Nordik-İskadinav bir mekana geçtik. Tatlı bir mekan, rezervasyon yoksa cam önündeki masalara yönlendiriyorlar ki ben en çok böylesini seviyorum zaten :) İki minik kahvaltı tabağı + 2 çay için 13 Euro ödedik. 

*Karlsons'da kahvaltı

 

Kahvaltının ardından Wallanlagen ve Planten un Blomen parklarında yürüyüş yaptık. 

*Wallanlagen & Planten un Blomen parkları

 

Yine yürüyerek Karolinenviertel Sternschanze bölgesine geldik. Daha önceden açık büfesinin güzel olduğunu duyduğumuz Altes Mädchen isimli mekana geldik ancak burada sadece bira içebildik. Çünkü biz geldiğimizde açık büfesi bitmek üzereydi ve yemek servisleri de 14:30'da başlıyordu. Biz de biralarımızı içerken yakınlardaki başka bir mekan arayışına girdik ve Bullerei'ye geçtik. Ortam ve yemekler şahaneydi, burası kesinlikle tavsiye edilir. 2 et yemeği + 2 bira= 45 Euro ödedik. Buradaki fiyatlar diğer yerlere kıyasla biraz daha pahalıydı. 

*Karolinenviertel Sternschanze

Bullerei'de yemek yerken İstanbul'daki İspanyol arkadaşımız Javier'in Hamburg'da yaşadığı yıllardan arkadaşı olan ve İstanbul ziyareti sırasında tanıştığımız Jake geldi. Jake gelince zaten bıraktık haritaları ve kendimizi O'nun rehberliğine teslim ettik. Yemeğin ardından bizi Sternschanze bölgesine götürdü ve biraz gezindkten sonra Haus 73 isimli mekana oturduk. Haus 73 Schulternblatt caddesi üzerinde ve bu cadde üzerinde bir çok yeme-içme mekanı var. 

 

Buradan sonra Zoe 2 isimli mekanda Hamburg'a 45 dakika mesafede Lüneburg'da yaşayan daha önce yüz yüze hiç tanışmadığım ama isimlerini hep duyduğum tatlı bir çift akrabamızla buluştuk. Kısa süreli de olsa güzel bir muhabbetin ardından yanımızdan ayrıldılar, biz de yine acıkan karnımızı doyurmak için Ban Canteen isimli Vietnam mutfağı üzerine yemekler yapan mekana geldik. 2 "all in bowls" + 2 bira = 34 Euro ödedik.

 

Buradan sonra Hamburg'un Red Light'ı olarak bilinen Reperbahn bölgesinde yürüyüş yaparak metroya bindik ve hostelimize döndük.

 

19 Şubat sabahı Jake hostelden bizi aldı Altona Ottensen bölgesine geldik. Hipster bölgesi de diyebiliriz :) Altona'ya gelmek için Central Station'dan S31 trenine bindik. Bu hat dışarıdan gittiği için manzara görmek açısından da çok güzel. 

*Altona Ottensen

 

Jake bizi Knuth isimli mekana götürdü kahvaltı için. Tam bir hipster mekanı, en sevdiğim. Kahvaltısını da kesinlikle tavsiye ederim. 2 kahvaltı tabağı + 1 omlet + 2 çay + 1 kahve = 40 Euro ödedik. Bu arada bazı mekanlar kart kabul etmiyor, Knuth'da onlardan biriydi. O nedenle genel olarak nakit bulundurmak da fayda var. 

*Knuth'da kahvaltı

 

Kahvaltının ardından Altona bölgesini dolaştık. Burası vintage tarz butiklerin bol olduğu ve özellikle plak meraklısıysan kesinlikle uğraman gereken bölgelerden. Bölgenin en meşhur caddesi olan Marktstraße'yi alışveriş için kesinlikle öneririm. 

 

Bölgenin manzara açısından en meşhur yeri de Altona Balkon dedikleri büyük parkı. Burada biraz manzaraya doyduktan sonra feribota binerek Landungsbrücken'e gelip metro ile Karolinenvertel'e geldik. Bu bölge de yine dolaşması keyifli ve hipster tarzı mekanların olduğu bir yer. Burada Less Political isimli kahve dükkanında kahve içtik ve kahve için en iyi seçeneklerden biri olduğunu söyleyebilirim. 2 kahveye 7 Euro ödedik.

*Altona feribot iskelesi

 

Buradan sonra metroya binip -Alster Gölü üzerinden dolaşan manzaralı hat- St. Georg bölgesine geldik. Bu manzaralı tren seçenekleri yolu uzatıyor ama etrafı görmek açısından kesinlikle bunlara binin derim. Sonuçta turistiz dimi acelemiz yok ve maksat daha çok yer görmek :)

 

St. Georg için Lohmühlenstrasse durağında iniliyor. Bu durakta inip Alster Gölü'nün yanına geldik ve göl kenarında yürüyüş yaparak Lange Reihe caddesine geldik. Bu caddeyi çok canlı olması nedeniyle çok sevdik. Yine listemizdeki hamburger mekanlarından olan Peter Pan bu caddede ve burada hamburger yedik. İstediğin burger + 7.90 Euro daha ilave ile patates veya salata + kokteyl sipariş edebiliyorsun. Biz bu menü ile iki kişi 36,20 Euro ödedik. 

*Alster Gölü

 

20 Şubat sabahı yani son sabahımızda hostelimize yakın olan Junge Die Bäckerei'de kahvaltımız yaptık.  2 kahvaltı tabağı + 2 çay = 15,31 Euro tuttu. Sonrasında ise dönüş yolumuza geçtik.

 

Hamburg şehir olarak göze çok hitap eden ve keyifli vakit geçirilebilen bir yer olarak kaldı bizim anılarımızda. Yine söylüyorum en çok da Fischmarkt'ı sevdim ♥

 

Bu seyahatimizde bloguma faydalı olması açısından aslında başından beri olması gereken bir yol izledim ve seyahat boyunca gittiğimiz, gördüğümüz her şeyi not aldım; yiyecek ve içecek fiyatlarını, bir yerden bir yere giderken ki kullandığımız tren hatlarına kadar not ettim. Aslında not olayına yeni başlamadım ama bu kadar detaylı olmuyorlardı. Umarım faydalı olabilmişimdir. Ha şunu da yapsan çok tatlı olur diyeceğin şeyler varsa çekinme söyle :)

 

P.S: Bulunması için Altona bölgesine bıraktığım taştan harika haberler var ♥ Hikayeyi okumak için şuraya tıklayabilirsin :)

 

Sevgiyle kal ♥

 

 

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload