Bozcaada haftasonu

26.09.2017

Bu seneki doğum günü haftasonum en az geçen seneki kadar güzeldi.

Hem üzerinden 2 ay geçmiş kime ne?

 

Koca kazık oldum hala doğum günü falan..!

 

Bir insanın iş yerinde bulabileceği en tatlı arkadaş ekibinin içine düştüğümden, beraber yaptığımız planlar da bir o kadar tatlı oluyor. Bir çift arkadaşımızın 29 Temmuz için Bozcaada Caz Festivali'ne biletinin olmasıyla birlikte 5 kişi daha kendimizi bu plana dahil ettik ve böylece muhteşem bir doğum günü haftasonunun içine düştüm. Hemen festival biletlerini aldık ve sonrasında kamp yapacağımız alan olan Bozcaada Ada Camping*'de çadırlarımızın rezervasyonunu yaptırdık ( fiyatlar, çadır ve karavan çeşitleri için linki takip edebilirsin). Can ve ben çadır kalmadığından karavan için rezervasyon yaptırdık. Böylece Ceren ve Alican Bursa üzerinden kendi arabalarıyla, biz de 28 Temmuz Cuma gecesi 2 İspanyol (Carolina & Javier) 3 Türk (Can, ben & Safiş) olarak havaalanından kiraladığımız arabayla 5 kişi yola çıktık. 

*Yola çıkmadan önce bizim evde ön kutlama yaparken (Tabi ki doğum günü hediyem olan ukulelemle poz veriyorum)

 

Atatürk Havaalanından gece 12'de arabamızı alıp yola çıktık ve sabah 7'deki Geyikli feribotuna yetişerek adaya geçtik. Yalnız bizim ki tamamen şanstı, zira kiralık arabayla istediğin saate rezervasyon yaptırmak oldukça sıkıntılı bir durum. Feribota istediğin saatte rezervasyon yaptırmak için plaka vermen gerekiyor. Ancak eğer kiralık arabayla bineceksen, kiralık arabanın plakası son ana kadar belli olmadığından sen rezervasyon yaptırmak istediğinde feribot rezervasyon almayı çoktan tamamlamış oluyor. Böylece ya daha geç saatlere rezervasyon yaptırmak gerekiyor ya da binmek istediğin saatte orda olup gelmeyen araba olursa onun yerine geçebiliyorsun. Bizim de arabamız kiralık olduğundan rezervasyonumuz yoktu ve saat 7'de şansımızı denemek üzere sıraya girdik. Biraz fazla şanslıydık ve sondan ikinci araba olarak sabah saat 7 feribotuna bindik :) O anda bu haftasonunun güzel geçeceğini hissettim ♥

 

Ada sahillerinde bekliyoruuum..

 

Direk kamp alanına gittik fakat henüz bir önceki misafirler boşaltmadığından çadır ve karavanımıza giriş yapamadık. Üstümüzü değişip arabaya atlayıp önce Ayazma Plajı'nın karşısındaki kafelerden birinde kahvaltımızı yapıp sonra Beylik ve Akvaryum koylarında denize girdik. 

*Beylik Koyu

*Akvaryum Koyu

 

Öğleden sonra ada merkezine inip Adabeyi Restoran'da yemek yedik. Sonra, festivalden önce rüzgar güllerinin olduğu tepede güneşin batışını seyredeceğimizden, bu sırada içmek için adadaki şarap evlerinden şaraplarımızı aldık.

*Adabeyi Restoran

*Kamp Alanı 

Günbatımının kötü olduğu bir yer yoktur diye tahmin ediyorum yeryüzünde ama buradaki de gerçekten görmeye değer olanlardan biriydi. Paylaşılan anlar ve yanındaki insanların önemi de yadsınamayacak ölçüde büyük tabii.

*Günbatımı ♥

Adayla ilgili dikkatimi çeken en önemli şey ise şehirlerde yaşayarak aslında doğal güzellikleri ne kadar kaçırdığımız. Her defasında gökyüzüne baktığımda gördüğüm tek şey binlerce yıldızdı çünkü.

 

Jazz it up!

 

Günbatımından sonra sonunda adaya gelme amacımızı hatırlayıp artık festivale gitmeye karar verdik. Festival alanı Bozcaada Ayazma Manastırı adıyla bilinen çeşme, 8 adet çınar, küçük bir şapel ve 2 tane tek katlı yapının bulunduğu tatlı bir alan. Ortam ve festival oldukça keyifliydi.

*Caz Festivali

 

Festival bitiminde, adaya ayak bastığım andan itibaren aklımda olan tek şeyi yapmaya gittik; gece denize girmek. Neyse ki arkadaşlarımı da en az kendim kadar deli seçtiğimden bu istek de tek başıma değildim. Kamp alanına gidip mayolarımızı giydikten sonra gündüz gittiğimiz koylardan biri olan Beylik Koyu’na gittik. Denizden yarım saat kadar çıkmadığımı hatta bana kalsa saatlerce daha çıkmak istemediğimi hatırlıyorum. Gittiğimiz koy gece kapkaranlıktı, tek bir ışık bile yoktu. 2 – 3 tane çadır dışında başka insan da yoktu. Sadece denize vuran ay ve binlerce yıldız…. Deniz sırf kum ve su çarşaf gibi… Kaç tane yıldız kaydırdım hatırlamıyorum ve gökyüzünün bu kadar muhteşem olduğunu unutalı kaç yıl olduğunu.. Bazı anlar fazla güzeldir, bitsin istemezsin. Kesinlikle öyle anlardan biriydi benim için.

 

Efsaneler, efsaneler..

 

Ertesi gün Safiş’i Ceren ve Alican’la dönmek üzere kamp alanında bırakarak Can, ben, Javier ve Carolina sabah erkenden yola çıktık. Önce Truva Antik Kenti gezdik.

 

Truva Antik Kenti kısaca;

 

Homeros'un meşhur İlyada Destanı'nda anlatılan Truva Savaşı'nın yapıldığı antik kent olarak bilinir.1996 yılından beri Milli Park olarak hizmet vermektedir. Ancak buradan çıkarılan bir çok parça maalesef Almanya ve Rusya'ya dağıtılmıştır.1998 yılından itibaren de Dünya Miras Listesi'nde yer almaktadır.

*Truva Antik Kenti

 

Truva Atı'nın hikayesi ise;

 

Efsaneye göre Truva şehrinin kralı Priamos'un oğlu Paris, Menelaus'un genç ve güzel karısı Helen'e aşık olur ve Helen'i Truva'ya kaçırır. Menelaos, bu olay üzerine Truva'ya savaş ilan eder. Bunun üzerine Anadolu'daki diğer güçleri de yanına alan Truvalılar savunmaya geçer. Böylece yaklaşık 10 sene süren savaş başlamış olur.

 

Üstün zekası ile bilinen Odysseus, ortaya tahtadan bir at yapma fikrini atar. Bu fikir herkes tarafından kabul edilir ve tahtadan at yapılarak içine asker doldurulur. Asker doldurulan atın içine Odysseus da vadır. Ordunun geri kalanı ise saklanarak görünmez olur.

 

Truvalılar ortada Akha askerlerini göremeyince kaçtıklarını düşünür ve Truva atının içeri alırlar. Truvalılar sevinçten eğlenceler düzenlerler. Ordu sarhoş haldeyken Akha askerleri içinden çıkarak Truvalılara saldırır. Bu sırada saklanan Akha ordusu da ortaya çıkarak atın içinden çıkan askerelere yardım eder.

 

Böylece Akhalar Truvalılara karşı zafer kazanmış olur ve Helen'i de yanlarına alarak yurtlarına geri dönerler.

 

Bir savaş hilesi olarak tarihe geçen bu hamle, bir replikası yapılarak ölümsüzleştirilmiştir.

*Truva Atı & Truva Antik Kenti

 

Truva'nın ardından ve İstanbul'a dönüşe geçmeden, artık tam bir Çanakkaleli olan ailemin yanına gittik. Annem sağolsun bizim İspanyollara bir de mantı ziyafeti verdik:) Sonra hep beraber şehir merkezinde dolaşıp, kahve içmek üzere ara sokaklarında tatlı bir kafeye oturduk.

*Çanakkale tayfası

 

Sonrası da İstanbul'a dönüş ve kapanış zaten.

 

"Doğum günü haftasonum" yazımı bir sonraki doğum günüme kalmadan bitirdiğim ve bir sene daha gençleştiğim için kendime, bu minicik haftasonunu bu kadar güzel yaptıları için de tüm bu insanlara ayrıca minnettarım :)


 

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload