Amsterdam gezi notları

10.11.2016

31 Aralık 2014 - 04 Ocak 2015

 

En son Budapeşte gezi yazısı yazacağım deyip, Amsterdam yazarak biraz ters köşe yaptığımın farkındayım ama bir nedeni var. Kronolojik sırayla gidemiyorum, bari yine de bir yerinden bir düzen oturtayım dedim ve Can’la yaptığımız seyahatlerin kronolojisini çıkardım. İlk sırada Amsterdam var efenim, buyrunuz..

 

Can’la en sevdiğimiz ortak özelliğimiz seyahat etmek ve birbirimizde bunu keşfettiğimiz ilk gün 4 ay sonrasına uçak bileti aldık. Bu sırada henüz 1.5 aydır falan beraberdik. Yani beraber bir 4 ay sonramız olmama ihtimali vardı ama umursadık mı? Hayır. O kadar garanticilik oynamaya gerek yok bence hayatta. Can’ın yakın arkadaşı Haluk, Can ve ben 2015’e gireceğimiz yılbaşı için Amsterdam’a bilet aldık ve her yılbaşına başka bir ülkede girme ritüelimiz de böyle başlamış oldu.

 

Amsterdam başlı başına çok güzel ve heyecan verici bir seyahatti ama Can sağ olsun esas heyecanı daha Türkiye sınırında bizlerden esirgemedi. Buyrunuz tatlı mı tatlı, kalp krizlik bir seyahat öncesi hikayesi:

 

Biz yılbaşına Amsterdam’da girmeye karar verince, ailem de (annem, babam, halam, eniştem) İstanbul’da girmeye karar verdi ve seyahatten bir gün önce 30 Aralık’ta İstanbul’a geldiler. Annem ve babam benim evimde (o zaman tek yaşıyordum), halam ve eniştem de otelde kalacaklardı. İlk önce hep beraber benim evde buluştuk, sonra yine hep beraber otele geçip halamların eşyalarını bıraktık. Plan şuydu; bizim uçağımız 31 Aralık sabah 05.00’da olduğundan, sabaha karşı havaalanında olmamız gerekiyordu, o nedenle yanımıza sırt çantalarımızı da alarak otelden hep beraber çıkıp yılbaşı yemeği yemeğe geçecektik. Toplamda 6 kişi olduğumuzdan otelin önünden 2 tane taksi çevirdik ve 3’er 3’er bindik. Can annemle babamı alıp öndeki taksiye bindi, halam, eniştem ve ben de arkadaki taksiye bindik.

 

Buraya kadar herşey harika görünüyor değil mi? 

 

Can’ların taksisi bizden önce ulaşıyor mekana ve bizim ekip vardığımızda bir de bakıyorum Can yok masada ve annemlerin surat beş karış. Bir öğreniyoruz ki Can akıllısı(♥) sırt çantasını taksinin bagajında unutmuş ve pasaportu da içinde !!!! Haydi bakalım!

 

Hikayenin buradan sonrası pasaport bulma maceramızla devam ediyor. Elimden geldiği kadar kısa kesmeye çalışacağım, zira ömrümüzden ömür götüren 3 saatlik bir süreç kendisi.

 

Şöyle ki: Biz taksileri otelin önünden çevirdik, ancak otelin taksileri değildi (maalesef). İhtiyacımız olan ilk şey taksinin plakasına ulaşmaktı ve hem otelin önündeki kameralara hem de indiğimiz restoranın önündeki kameralara baktırıp taksi plakasına ulaşmaya çalıştık.  Sonunda eniştem otelden plaka bilgisine ulaştı. Can bu arada çoktan etraftaki ne kadar büfe, restoran vs. varsa çoktan kameralarına baktırmak için fırlamış. Ben de fırlayıp onun yanına gittim, ve eniştem plaka numarasına ulaşınca bu sefer taksicilere sorup bilgi almaya çalıştık. Normalde plaka numarasına ulaşınca, taksinin kayıtlı olduğu yeri, bağlı bulunduğu durağı, iletişim numarası gibi bilgileri öğrenebiliyor olmak lazım. Tabi normal bir ülkede yaşıyorsan! Ama gel gelelim burası Türkiye. Taksicilerin yardımıyla plakanın kayıtlı olduğu taksi derneğini öğrendik ancak akşam o saatte hangi dernek çalışsın. Bir de cep numarasına ulaştık ama numara bizim taksiciye ait değildi. 118 80’i arayıp bağlı bulunduğu derneğin başkanı ve yardımcısının telefon bilgilerine ulaştık. Hadi başkanı rahatsız etmeyelim hemen, önce yardımcısından başlayalım dedik. O da ayrı bir hikaye; meğer karısı da adamı arıyormuş!!! :) Kendimizi bir aile faciasına sokmak için çok yanlış bir gündü, ve biz başkanı aramaya karar verdik. Başkan araştırıp döneceğim size dedi. Bu sırada biz karakoldayız tabi. Trafik ekiplerine plaka anons falan geçiliyor ama bir sonuç yok. Bize diyorlar ki bugün gidin, yarın bir sonuç çıkarsa sizi arayalım. Yav nasıl gidelim, zaten uçuş bu sabaha karşı, uçağı kaçırdıktan sonra gelmesek de olur. Tabi hiçbir çabamız sonuç vermeyince umudumuz gittikçe tükenmeye başlıyor. Hayır pasaport biz de olsa, sadece kıyafetleri kaybetsek uğraşmayacağız bile. Seyahate çıkma ihtimalimizin gittikçe azalmasına mı yanalım, ailemizle olan yılbaşı yemeğinin mahvolmasına mı yanalım, onca heyecan ve hayalin yerini hayal kırıklığına bırakmasına mı yanalım bilemiyoruz bir yandan. Bu sırada başkan geri arıyor ve bizim elimizde olan cep numarasının aynısını veriyor. Bu umudumuz da tükenince, bir de polis bizi karakoldan göndermeye çalışınca ben de bir anda bir şeyler atıyor ve polise son bir kez daha kayıtlarına bakmalarını ve her türlü şey denene kadar gitmeyeceğimizi söylüyorum; iyi ki!!

 

Polis başından savamayacağını anlayınca, tekrardan bizi içeri alıyor ve kayıtlara baktırtıyor. Ve sonunda (nasıl oluyorsa) Kastamonu’dan bir numaraya ulaşıyoruz. Adamı arıyoruz ve adam taksinin sahibiymiş ve taksisini kiraya vermiş!! Bize başka bir cep numarası veriyor. O numarayı arıyoruz, meğer o da gündüzcüymüş. Matruşka mübarek, açtıkça yeni bir telefon numarası çıkıyor! Neyse O'ndan da gececinin numarasını alıyoruz ve sonunda mutlu son :) Taksici hala yakınlarımızdaymış ve karakola getiriyor çantayı. Can taksiciye resmen sarılıyor tabi bu arada :) Bizimkileri arayıp müjdeyi veriyoruz ve hep beraber rahat bir nefes alıyoruz.

 

Yılbaşı yemeğimiz de mutlu sona bağlandıktan sonra pasaportlarımıza sımsıkı sarılı halde havaalanına gidiyoruz, Haluk'la buluşuyoruz ve yolculuğumuz başlıyor.

*Mutlu sonla biten yılbaşı yemeğimiz♥

 

Artık Amsterdam gezisine geçebiliriz;

 

Amsterdam'a yılbaşı günü sabahı erken saatte vardık ve airbnb'den kiraladığımız evimize geçtik. Ev hem merkeze yakın hem de oldukça konforluydu. Yılbaşı akşamına ve de önümüzde ki 4 güne hazırlıklı olmak açısından önce biraz uyuyup enerji toplamaya karar verdik. Zaten Can'la ben çok stresli bir uçuş öncesi geçirdiğimizden psikolojik olarak da oldukça yorgunduk.

*Evimizin en tatlı ve orada yaşlanmalık köşesi♥

 

Akşama doğru hazırlanıp, evden çıktık ve kendimizi Amsterdam sokaklarına attık. Önce karşımıza çıkan bir Arjantin restoranında güzel bir yemek yedik, sonra da kendimizi bir bara attık. Bu arada sokaklar insan kaynıyordu ve yaklaşık 5 saniyede bir havai fişekler patlıyordu.

 

Yeni yılı karşılamak üzere aylar öncesinden almış olduğumuz Loveland* isimli yılbaşı partisinin olduğu mekana geçtik. (Bu sene yılbaşına Amsterdam'da girecek olanlar varsa eklediğim linkten bakabilirler.) Mekan bir çok konser salonunun olduğu ve her bir salonda farklı tarz müziklerin çaldığı geniş bir alanda. Mekana 00:00'a dakikalar kala girebildiğimizden kendimizi karşımıza çıkan ilk müzikli salona atıp bir panik halinde yeni yıla girdik :)

*Mutlu seneler sırıtması♥

 

Bundan sonraki 4 günden genel olarak bahsedeceğim; nerelere gittik, neler yaptık ve nereleri tavsiye ediyorum. Aslında takip ettiğin üzere gezi yazılarını güncel yazdığımda (yani geziden hemen sonra) gittiğimiz her restoran, kafe, bar vs.. adını mutlaka yazıyorum. Ancak bu gezinin üzerinden 2 sene geçtiği için aklımda kalanları ve sosyal medya check-in'lerimden bulabildiklerimi yazabileceğim. Sosyal medyanın gücü bir kez daha önem kazandı gördüğün gibi :)

Müze olarak Heineken Müzesi* mutlaka görülmesi gereken müzelerden biri. Bir yandan içerken bir yandan eğlendiğimiz müzeler tabi ki en favorilerimiz arasında :) Müzede Heineken birasının tüm geçmişini ve fabrika kısmını görmeniz mümkün. Rehberler eşliğinde gezildiği için birbirinden ilginç bilgiler edinebiliniyor. Bilete dahil olan ve bar kısmından alabileceğiniz bedava biranın yanısıra arada da tadımlık ikramlar yapılıyor. Hatta bir de ufak çaplı bir yarışma yapılıyor ve cevabı bilen artı 1 bira daha kazanıyor. Bunun haricinde bir de alışveriş yapabileceğiniz alan var. Biz Can'la bir Heineken şişesinin üzerine isimlerimizi yazdırdık. Aslında içeriz şişesi kalır diyorduk ama hala dolu bir şekilde duruyor:)

*Henüz Heineken için değil belki ama, benim bira dolduran kahramanım♥

*İsimlerimizi yazdırdığımız Heineken şişemiz♥

 

İkinci müze tavsiyesi tabi ki Anne Frank'ın Evi*. Yahudi soykırımı esnasında saklandıkları ev şuan müze olarak gezilebiliyor. Anne Frank'ın Hatıra Defteri kitabını 2 kere okudum ve üzerine bir de müzeyi gezince etkilenmemek elde değil. Beni müzeyle ilgili hayal kırıklığına uğratan tek şey -ki aslında ben o beklentiyle gittiğim için hayal kırıklığı aslında- tüm eşyaların kaldırılmış olmasıydı. Ben müzeyi gezerken yattıkları yatağa, su içtikleri bardağa kadar göreceğimi düşünmüştüm ancak yalnızca görsellerle desteklenmişti bunlar. Yaşanmışlıklar beni çok etkilediği için, eğer o ana gideceksem tam anlamıyla gitmeyi seviyorum. Dokundukları her eşyayı canlı olarak görebiliyor olmak o anları hissetmemde çok daha etkili oluyor. Ama yine de dediğim gibi bu benim beklentimdi, ve bu durum müzeyi kötü veya eksik yapmıyor. Kesinlikle görülmesi gereken müzelerden biri. Ayrıca videolarla da çok iyi desteklenmiş yaşananlar.

Amsterdam diyince herkesin aklına gelen müzelerden bir diğeri tabi ki de seks müzeleri ve adım başı birine rastlayabilirsiniz. Bence değişik bir deneyim ve gitmişken onu da deneyimlemenizde fayda var. Ah tabi bir de o meşhur sokak var tabi; Red Light Street! 

 

Bunların haricinde Amsterdam birbirinden güzel parkları olan bir şehir ve en meşhurlarından biri Vondelpark*. Burada çok güzel bir yürüyüş yapabilirsin.

*Vondelpark

 

Aklımda kalan ve hem mekan olarak hem de kahvaltı olarak çok sevdiğim bir diğer mekan Brug34*. Kahvaltı için kesinlikle samimi ve şirin bir ortam.

 

Ama en favori mekanım Can'la Anne Frank Müzesi öncesi gittiğimiz Winkel 43 isimli tatlı mı tatlı mekan. Elmalı tartı ile meşhur burası ama ortamı da en az tart kadar güzel.

 

Ve son olarak Amsterdam diyince tabi ki ilk akla gelen mekanlar; coffeeshop'lar. En bilindik olanı her yerde olan The Bulldog'lar ancak çok daha güzel bir coffeeshop önerim var: Blue Bird*.

*Blue Bird Coffeeshop

 

Amsterdam kanallarıyla, düzgün yaya ve bisiklet yollarıyla, şehre özgü ev mimarisiyle çok sevimli bir şehir. Ayrıca tren veya karayolu ile birçok Avrupa şehrine yakın olmasından dolayı yılın her mevsimi de yoğun turist çekiyor.

Son olarak meşhur “I ♥ Amsterdam” yazısıyla çok tatlı fotoğraflar yakabilirsin :)

*I ♥ Amsterdam

 

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload