Ara
  • 5letterstory

2017’nin ardından

Geçen seneden sonra ikincisini yazdığım hayatımın 1 yıllık mini raporuna hoş geldin. Bu yazıya başlamadan önce geçen senekini bir gözden geçirdim, çünkü yazının sonunda kendime bir takım sözler vermişim minik minik.


Bakalım ne durumdayım;


-Daha fazla blog yazmak demişim. Son 2 ayda atak yaptım bence. Ama yılın başları için aynı şeyleri söyleyemeyeceğim.


-Daha fazla taş, ahşap, ağaç vs boyamak demişim. Buna bir tik atabiliriz:)


-Online satış için site açmak demişim; bu yolda da çalışmalarım sürüyor. 


-Bir workshop’tan başka workshop’a koşma hayalleri kurmuşum. Kendi evimin içindeki kendi minik workshoplarım yetti bu senelik, teşekkürler.


-Bol bol seyahat planı yapmak ve gitmek demişim. Daha iyisi olabilirdi ama Türk pasaportuna sahip ve Türk lirası kazanan biri için gayet iyi bence. Kolay mı sürekli vizeye başvur, her aldığını 5'le çarp falan :(


-Yogaya başlamak: :( :( :( :( Bu konuda konuşmayalım lütfen. Gerçi son 2 aydır hafta içi hergün ve hiç aksatmadan evde pilates yapıyorum. Bence ucundan sayılır. 


-Değişik ve renkli kokteyller yapmayı öğrenmek demişim. Bütün senem boyayarak ve koşturarak geçti, ben olmuşum kokteyl.


-Yeni evimizde ihtiyacımız olan şeyleri almayalım yapalım demişim. Eve bir ihtiyaç olmadı ama tüm takı ihtiyaçlarımı kendim yaptım, bence sayılır. Sonuçta evde yaşayan biriyim.


-Bir de dünya barışı istemişim, nasıl?


Yukarıdaki listeye bakınca sanki az şey başarmışım gibi dursa da (ki bazıları laylaylom istekler) aslında benim için en önemli olan şeyi hiç tahmin etmediğim noktalara getirebilmişim. O nedenle kendimle en gurur duyduğum ve kendime dair girişimlerde bulunduğum seneydi aslında.


Gelelim 2017'nin minik özetine:


Ocak

Buon anno tutti della Italia


Yapabildiğimiz ölçüde her bir yeni yılı yeni bir ülkede karşılamaya çalışıyoruz. 2017’yi ekibe annemi ve babamı da katarak İtalya’da karşıladık. Bolonya, Venedik ve Floransa’yı içeren blog yazıma ulaşmak istersen linki buraya bırakıyorum.


İtalya dönüşünün ertesi günü yeni evimize taşındık. 2016 yazımda bu evin ilk gördüğüm anda bana çok güzel bir enerji verdiğini yazmıştım. Taşınırken kar yağıyor olması da bu enerjiyi ikiye katladı ve evi o anda daha da çok sevdim.


Ocak ayı sadece bizim taşınma ayımız değildi. Babam doğumundan itibaren, annem üniversiteden itibaren yaşadığı Ankara’ya veda edip bir anda çok sevdikleri Çanakkale’ye taşındılar. Babama göre hayatının en doğru kararı, annem de arkadaşlarını bırakmış olmanın şokunu atlattı, her geçen gün daha çok seviyor :)

Şubat

Peki Çanakkale de bizi sevecek mi?


Şubat ayı eve tam anlamıyla yerleşme, yeni çalışma köşemi düzenleme gibi tatlı koşturmalarla geçti.


18-19 Şubat hafta sonunda yeni ev ve şehir ziyareti olarak Çanakkale’ye gittik. Biz de çok sevdik, iyi ki taşınmışlar ♥

Mart

Bodruuum Bodruuum


Mart ayının ilk hafta sonu minik bir Bodrum & Kos seyahati ile başladı. Gezi ile ilgili yazıma linkten ulaşabilirsin. Sezon dışı yaptığımız bu seyahat ikimizin de ruhuna çok iyi geldi. Bir de dileğimizi gerçekleştirmesi için boyadığım bir taşı Bodrum sularına bıraktık :) Bizim taş görev başında bakalım.


17 Mart akşamı ofisteki pek sevdiğim hatunlar grubunu bizim eve topladım. Uzun zamandır geçirdiğim en keyifli kız kıza akşamlardan biriydi. Bence ben susayım aşağıdaki fotoğraf anlatsın.

Nisan

Nisan değil Can ayı, Nisan olsa duramazsın


4 Nisan’da evliliğimizin 2. yılını bitirdik ♥ Zaman uçuyor. Bana da hala oyun gibi. 12 Nisan’da Can’ın doğum günü için rakılı makılı bir gece ayarladım. Can’a sürpriz yapmak imkansız olduğu için maksimum restoran ismini saklayabildim.


Bir de bu ay içinde Can iki hafta sonunu kapsayan bir ahşap atölyesine katıldı ve evimiz için minik bir sehpa tasarlayıp yaptı. Evde mavi mavi de boyadık, çok tatlı oldu ♥


Nisan ayı kapanışını da son hafta Sığacık ve Karaburun’a giderek yaptık. Bu arada ben sezonun ilk denizine girdim :)

Mayıs

Huzur Ege’de kaldı


Bu ay hem bizim ağaç işlerine yardımcı olacak hem de işimizi biraz daha profesyonel düzeyde yapabilmemizi sağlayacak birkaç alet edindik. Benim mütevazı ev atölyem için minik minik yatırımlar yani. İşlerimi ve atölyemi anlattığım yazımı da buraya bırakıyorum.


19-21 Mayıs’da soluğu yine bizim taze Çanakkalelilerin yanında aldık. Yine çok ruh arındıran bir gezi oldu. İlk gün Suvla Wines’da şarap tadımına gittik. Yemyeşil huzur dolu bir yerdi. Ertesi gün annem ve babamın arkadaşlarının yıllar boyu yaşadığı, şu an dönemlik olarak yaşadıkları Asos civarında Balabanlı Köyü’ndeki evlerinde mangal yaktık. Evin tatlılığından mı bahsedeyim, karşıdaki Midilli Adası manzarasından mı bahsedeyim, havadaki oksijen bolluğundan mı bahsedeyim? Sen sor ben bahsedeyim. Ya da aşağıya şu fotoğrafları bırakıp susayım.


Asos’un birbirinden güzel koylarından bir dolu taş toplayıp İstanbul’a taşıdım bir de.

Haziran

Üniversite yıllarına dönüş


Haziran ayının başları İstanbul’da, atölyemde ve bol bol yeni tasarımlar peşinde geçti. Son hafta başlayan bayram tatiliyle birlikte tatlı mı tatlı Datça ve Bodrum seyahati yaptık. Datça’nın büklerinin, denizinin ve kıyılarındaki taşlarının bu kadar güzel olduğu resmen bunca yıl benden saklanmış. Çok sevdim Datça’yı. Bodrum kısmı ise ayrı bir güzel geçti, çünkü hiç planda yokken 4 üniversite arkadaşı ve bir Can olarak tatili çok spontane bir şekilde beraber geçirdik. Bu yazımı da hemen şuraya ekliyorum.

Temmuz:

La vie en rose


Temmuz ayının ilk günleri Haziran'ın sonunda başlayan Bodrum seyahatiyle devam edip, ayın sonundaki Bozcaada seyahatiyle son buldu.


Bakalım ortaları nasıl geçmiş;


8 Temmuz’da çalıştığım firmanın düzenlediği geç bir yaza merhaba partisi için Beykoz Kundura’daydık.


18 Temmuz’da iş yeri ekibimize birkaç ay önce katılan İspanyol arkadaşımız Javier’in doğum gününü kutlamak için yine rakılı makılı bir organizasyon yaptık ve aynı gece rakının da etkisiyle benim doğum günü hafta sonuma gelen 28-30 Temmuz günlerine Bozcaada Caz Festivali’ne gitmek üzere plan yaptık. Ertesi gün festival biletlerini almak, kamp alanında çadır ayarlamak gibi işlerin hepsini hallederek ne kadar gaz bir grup olduğumuzu da böylece ispatladık.


22-23 Temmuz hafta sonunda halam ve eniştem İstanbul’a geldi ve İstanbul’da yemek turizmi yaptık. Balat’da kahveler, tatlılar, Arnavutköy’de balıklar, Karaköy’de kahvaltılar derken hafta sonu bittiğinde +5 kiloyduk.


Doğum günümün olduğu 28 Temmuz Cuma akşamı Javier, Carolina, Safiş, Can ve ben bizim evde toplandık. Gecesinde havaalanından kiraladığımız arabayla Bozcaada’ya doğru yola çıktık. Ceren ve Alican’la da orada buluştuk. Devamını merak ediyorsan Bozcaada hafta sonu linkini buraya bırakıyorum.


Bu arada en bi tatlı doğum günü hediyesi de Can’dan geldi. Artık ne zamandır “Bir ukulelem yok ki ‘la vie en rose’ çalayım” diye beynini yemişsem Can’ın, gitmiş bana ukulele almış ♥ Biraz kulaklarınızın pasını alacağım artık inşallah kısmetse :)

Ağustos

5 letterStory


Temmuz ayının gazı ile her hafta bir ada kampanyası başlattık ve Ağustos ayının ilk hafta sonu aynı ekip (fazlası var eksiği yok) Burgazada’ya gittik.  Kalpazankaya’da günü batırmak paha biçilemezdi.


Ağustos aynın en önemli olayı isim değiştirme kararı aldığım blog sayfamla ilgili mutlu sona ulaşmış olmam. Tecrübelerine ve önerilerine önem verdiğim kişilerin tavsiyeleri üzerine, Renknidünya’nın kulağa zor geliyor olması ve doğal olarak renkli dünya ile çok karışıyor olması ve başka bir takım geçerli sebepler ile yeni bir isim bulma maceram başlamış oldu. Sonunda 11 Ağustos günü 5 letterStory olarak yeniden doğdu buralar :)


26 Ağustos’ta 10 günlük muhteşem tatilimiz başladı. Çanakkale’de başlayıp, Halkidiki, Selanik ve Thasos olarak devam eden tatilin yazısına buradan gidebilirsin. 

Eylül

İmkanı olan tozutsun


Eylül ayı yoğun bir ay oldu. Evde atölye olarak kullandığımız odayı tam anlamıyla atölyeye çevirmeye karar verdik ve o odadaki dolap, kanepe ne varsa çıkardık. Artık istediğimiz kadar tozutabiliyoruz. Tozutma kapasitesi arttıkça üretimler de coştu. Yeni yeni fikirler ortaya çıktı ♥


23-24 Eylül hafta sonu hem omzumdaki kiraz çiçeği dövmemin rötuşlarını attırmak hem de oradaki arkadaşlarımızı görmek için Ankara’ya gittik. Bir tek arkadaşlarımı ve Tunalı’yı özlemişim Ankara’ya dair. Şu deniz olayı gerçek arkadaşlar, insan buldu mu zor bırakıyor.

Ekim

Bazı ülkeler çok güzel


6-10 Ekim arası 5 günlük Slovenya seyahati ile Ekim ayı bomba gibi başladı. Ayı gibi de başlamış olabilir. Şuradan ilgili ayıya, pardon yazıya gidebilirsin.


Slovenya ile ilgili buraya eklemek istediğim tek şey; biz Slovenya’ya aşık olduk.  


Bu Ekim ayının en belirgin özelliği her hafta sonunun İstanbul dışında geçmesi oldu. 14-15 Ekim hafta sonunda Foça ve Karaburun’daydık. 21-22 Ekim hafta sonunda Handik’in Maşukiye’deki evlerindeydik. Tam bir huzur rotası ♥ 28-29 Ekim hafta sonunda da Alp & Sultan’ın düğünü için Eskişehir planı vardı ancak öncesinde fena bir şekilde hasta olmamdan dolayı Cumartesi sabahı değil trene binmek, yataktan kalkabilmem mümkün olamadı. Can tek başına gitmek zorunda kaldı. Ben de evde tek başıma kalınca tüm hafta sonunu “Before Sunrise”, “Before Sunset” & “Before Midnight” üçlüsünü arka arkaya izleyerek kendime minik minik duygusallıklar yarattım.

Kasım

İlk stand telaşı


Kasım ayı güzel bir haberle başladı ve bu habere bağlı olarak da gecemi gündüzüme katarak devam etti. Çünkü ilk defa stand açıyoruuuum ♥♥♥♥♥ 17 Aralık’ta Yeni Yıl Pazarı’nda açacağım stand için hafta içi akşamları ve hafta sonları üretime geçtik. Bu arada mini atölyeye 2 büyük alet daha ekledik. O nedenle kendisinden artık mini atölye olarak bahsetmeyeceğim.  


24-26 Kasım hafta sonunda annem ve babam biricik Çanakkale’lerinden çıkıp İstanbul’a geldiler. 24 Kasım hem annemin doğum günü, hem de Öğretmenler Günü olması nedeniyle akşam yemeğe giderek kutladık. Cumartesi ise, güne Pera müzesi ile başlayıp, Balat ve Arnavutköy olarak devam ettik. Zaten Balat ve Arnavutköy bizim İstanbul ziyareti paketimiz. Gelene fiks mönü bu paketi uyguluyoruz. Memnun kalmayanı görmedik.

Aralık

En sevdiğim ruh yeni yıl ruhu

Aralık ayı kadar yoğun başka bir ay yaşadım mı bilmiyorum. 17 Aralık'taki stand için hafta içi akşam iş çıkışları, haftasonu tam zamanlı olarak atolyede geçti. Arada bir kaç gün burnumuzu çıkarıp sosyalleşebildik diye hatırlıyorum.


Yeni Yıl Pazar'ı çok güzel geçti. Hem insanlar çok beğendi, hem de bize güzel bir deneyim olmuş oldu. Stand düzeni, paketleme gibi konularda neleri yapıp neleri yapmamamız gerektiğini kafamızda netleştirmiş olduk. Ayrıca ürünlerin miktar ve çeşitlerinin mekan, katılımcı profili (örneğin yaş vb) gibi durumlar göz önünde bulundurularak ayarlamak gerektiğini deneyimlemiş olduk. Her anlamda çok güzel bir duyguydu benim için. O gün bir kez daha anladım, daha mutlu olamazdım ♥


26 Aralık günü çalıştığım şirketin yeni yıl yemeği vardı. Tahminimden çok daha güzel geçen ve bazı insanlar iyi ki var, iyi ki tanımışım dediğim bir gece oldu benim için. Bir de o kadar çok dans ettim ki resmen ihtiyacım varmış :)


Yazının başında da yazdığım gibi her yılı başka bir ülkede karşılamaya çalışıyoruz ve son 3 seneyi sırasıyla Hollanda, İrlanda ve İtalya'da karşıladık. Bu sene sırada Türkiye var. Ne var? Türkiye'de bir ülke bildiğim kadarıyla.


Bu seneyi aile saadetine ayırdık. Can ve benim anne babalarımız ve halam ve eniştem ile birlikte Kazdağları'nda tatlış bir otelde şarap ve şömine eşliğinde karşılayacağız bu yılı. Şimdiden çok mutluyum ♥


2018'den beklentim çok yüksek. 2017'de minik minik adımlarını attığım markamı geliştirmek şu an gündemimdeki en önemli konu. O nedenle sanırım bu seneki dilek listemi daha kısa ve öz tutacağım;


-Hayalime çok yaklaştığım şu günlerde buna sıkı sıkı tutunmak ve bırakmamak

-Ukulelemi artık çalabilmek :)

-Euro ve dolar 5 lirayken saçma bir istek biliyorum ama bol bol seyahat edebilmek (isteyenin bir yüzü kara sonuçta)

-Dünya barışını da yine ekliyim listeye n'olur n'olmaz.


Sana da şimdiden içi bol bol mutluluklarla, gülümsemelerle, tatlı mı tatlı anılarla dolu harika bir yıl diliyorum ♥


Herşey hayalindeki gibi olsun.