Ara
  • 5letterstory

Yunanistan gezi notları – Halkidiki, Selanik & Thasos

Geçtiğimiz tatilde biz de Yunan sınırını zorlayanlardandık. Tatilin müthiş geçmiş olması bir yana yine de bir dahaki sefere bayram seyran vb. resmi tatilleri Yunan topraklarında geçirmemeye ant içmiş olabilirim. Zira kalabalık olması kısmını geçtim insan bir parçacık da olsa Yunanca duymak istiyor. Türkiye’de Euro harcıyor gibiydik.


Halkikidi’ye doğru yola çıkmadan önceki 4-5 günü halam ve eniştem de dahil olmak üzere Çanakkale’de aileyle birlikte geçirdik. Asos’a ve yakın çevredeki yerlere minik geziler yaptık. Daha sakin ve bir nevi Yunanistan koşuşturmacasına hazırlık niteliğindeydi.

*Asos

*Kepez Sahili

*Dur bakalım nereye daha yeni başlıyoruz

Havada, karada, suda..

30 Ağustos sabahı erken saatte eniştem, halam, Can & ben arabayla yola çıktık. Bu arada yazının başında belirtmem gerekir ki eniştem ve ben tam bir tatil ikilisiyiz. Kendisi, her köşede fotoğrafı olması isteyen beni bilumum profesyonel fotoğraf makineleriyle büyük bir sabırla fotoğraflar. Bu sefer su altı kamerası da ekibe katıldı üstelik (bakınız bir üstteki fotoğraf). Bir sonraki hedef drone.


Yola çıktık kısmından devam edecek olursak; çok zeki olduğumuz için sınırdan önceki 6 km’lik kuyruktan habersiz, herkesin zaten kaç gün öncesinden girmiş olduğunu ve sınırı rahat bir şekilde geçeceğimizi zannederek düştük yola. Yanılmışız. 8 saatlik tatlı mı tatlı bir bekleme seansında bulduk kendimizi.


Uzun süren gümrük sırasının ardından akşam saat 20:00 civarı Alexandroupoli’ye vardık ve o sırada orada olan kuzenim ve Yunan eşiyle buluşup beraber yemek yedik. Geç saatte Halkidiki’nin Kassandra Yarımadası’nda tutmuş olduğumuz airbnb evimize doğru yola çıktık ve varışımız da haliyle oldukça geç oldu.


Ayrıntılara başlamadan önce minik bir not; bu seyahatimizde daha önce neden yapmadığımı anlamadığım bir şey yaptım ve gittiğimiz her yeri gün gün ve sırasıyla not aldım. O nedenle bir önceki yazılar kadar beyin fırtınası yapmam gerekmeyeceği kanaatindeyim. Hatta bu notları da her yazının sonunda bir özet niteliğinde mutlaka paylaşacağım. Yararlı olacağını düşünüyorum.

Önce Halkidiki’yi tanıyalım..

Halkidiki 3 ayrı parmaktan oluşan; batıda Kassandra, ortada Sithonia, doğuda da Athos olarak adlandırılan yarımadanın bütününe verilen ad.


Kassandra, en kalabalık ve gelişmiş parmak. Yarımadayı anakaraya bağlayan kanalın olduğu bölge olan Potidea bu parmakta yer alıyor.


Sithonia, Nikiti’den Neos Marmaras’a kadar uzanan en turistik parmak. Neos Marmaras bölgenin en gelişmiş ve turistik yeri. Ben kendisine orta parmak diyorum.


Athos, tamamen tapınmaya adanılmış parmak. 20 adet Ortodoks kilisesi var ve burada yaşayan keşişlerin huzuru ve adanmışlığı için kadınların girmesi yasak. Erkekler de ancak özel izinle girebiliyorlar ve bir çok izin kağıdına ihtiyaç olduğundan pek kolay bir iş değil açıkcası. Bunun haricinde yalnızca tekneyle manastırların çevresinde turlamaya izin var.


31 Ağustos Kassandra Yarımadası


Gelelim 31 Ağustos sabahına gözlerimiz açtığımız Kassandra Yarımadasına.


Bizim kaldığımız bölge Kassandra Yarımadası'nın Nea Moudania bölgesiydi.


Sabah evin deniz manzaralı balkonunda kahvaltımızı yaptık. Şuana kadar kaldığımız airbnb evlerine kıyasla bu evimizin eşyaları pek sevimli değildi ancak site ve manzara çok güzeldi. Sitedeki tüm evler denizi görecek şekilde inşa edilmiş.

*Bizim evin sahilinden mutlu bir sabah ♥

Kahvaltıdan sonra ilk gittiğimiz plaj Nea Potidea. İsmini yukarıda da bahsetmiş olduğum yarımadayı anakaraya bağlayan kanalın olduğu Potidea'dan alıyor.

*Nea Potidea

Nea Potidea'dan sonra buranın en ünlü yeri olan Sani Beach'e gittik ancak kalabalık olarak bizim Çeşme plajlarından farkı olmadığını anlayınca hiç girmeden yol üstünde gördüğümüz ve pek bi sevimli bulduğumuz Nea Fokaia'ya gittik. Burası Bizans Kulesinin de bulunduğu minik bir balıkçı kasabası. Denizi çok güzeldi ve çok huzurlu bir sahildi. Aynı zamanda bir kaç tane de restoran var sahilde. Biz Mávos'da yedik ve oldukça güzeldi.

*Nea Fokaia

*Nea Fokaia

*Nea Fokaia'daki Mávos restorandan..

Nea Fokaia'dan sonra güneşi batırmak üzere Possidi'ye geçtik. Buraya giden yol ormanın içinden geçilerek gidilen harika bir yol. Ayrıca buradaki günbatımı benim aklımı başımdan aldı. Şuana kadar gördüklerimin en muhteşemi diyebilirim. Sahil çok uzun, alabildiğinine yürüyebiliyorsun. Denizin rengi muhteşem. Biz gittiğimizde de çok az insan vardı ve tüm bu doğa güzelliklerinin tadını doya doya çıkarabildik. Bir de buradaki çakıl taşlarına çıldırdım ben. Yassı ve pürüzsüz bu kadar taşı daha önce bir arada görememenin mutluluğuyla hepsini toplamaya kalktım ama başedemedim.

*Possidi ♥

*Possidi & kangurumdaki taşlar. Herkesin kangurusunda birer bebek, ben de ise taşlar ♥ N'apıyım.

*Possidi & muhteşem gün batımı ♥

*Possidi & en muhteşem günbatımı fotoğrafına destek ekibinden Can ♥

*Possidi ♥

Possidi mutlaka günbatımı zamanında gitmen gereken yerler listende olsun!


Possidi'den sonra eve geçip bayılıyoruz. Aslında planda Nea Moudania'da akşam turu vardı ama bir önceki gece sabah karşı vardığımızdan yorgun bünyemiz buna el vermedi.


01 Eylül Sithonia Yarımadası


01 Eylül sabahı yine evde kahvaltının ardından orta parmak olan Sithonia Yarımadası'na geçtik.


İlk durak Nikiti bölgesinden geçerek ulaştığımız Orange Beach oldu. Burası bu tatilin toplamında hepimizin en favori plajıydı. Bembeyaz kumu, turkuaz suları ve denizin içindeki minik minik taştan adalarıyla pek bi' tatlı ve görülmeye değer olanıydı çünkü.

*Orange Beach

*Orange Beach

Orange'dan sonra Porto Koufo Beach'e geldik. Buranın denizi ve sahili de güzeldi. Ancak kıyılar taşlı ve biraz ilerleyince kuma ulaşılabiliyor. Sahil seçimini bu detaylara göre yapanlardan isen diye belirtmek istedim.

*Porto Koufo Beach

*Porto Koufo Beach

*Porto Koufo - Paradisos yolu üzeri

Porto Koufo'nın ardından Neos Marmaras'ın içinden geçerek Paradisos sahiline geldik. Bu sahilde oldukça hareketli olanlardan ama biz günbatımına doğru geldiğimizden yine de daha sakindi. Burası da yine kıyılar taşlı ilerleyince kum olan sahillerden. Ama ilginçtir ki her sahilin taşı farklı,o nedenle çok çeşitli taş toplama imkanım oldu ♥

*Paradisos

Paradisos'da yüzdükten sonra aynı bölgedeki restoranlardan olan To Simadi Taverna'da akşam yemeğimizi yedik. Yemeklerini ve ortamı kesinlikle tavsiye ederim. Restoranın iç tarafı olduğu gibi, bir de sahile kumların üzerine masalar atıyorlar ve günbatımında harika oluyor.

*Paradisos - To Simadi Taverna

Burada uzo eşliğinde günü bitirdikten sonra Kassandra'ya geri dönüp merkezde yürüyüş yapıyoruz.


Bu arada özellikle belirtmek isterim ki; bu rotayla gezince orta parmak tam tur gezilmiş oluyor :)


02 Eylül biraz Selanik, daha az Kavala, en az Keramoti'den geçerek Thasos'a varış


Halkidiki'deki son sabahımızda gün oldukça yoğun geçeceğinden güne erken başladık. Kahvaltı yaptığımız yer Gust Premium Services deniz kenarında ve güzel bir yerdi.

*Gust Premium Services

Kahvaltının ardından Selanik'e doğru yola çıktık. Halkidiki Selanik arası 95 km, dolayısıyla 1,5 saat gibi bir sürede arabayla çok rahat ulaşılabiliyor.

Selanik'e varır varmaz ilk gittiğimiz yer Atatürk'ün evi oldu.


Yıllar sonra bile doğduğu, büyüdüğü eve, odaya dokunabilmek için aşılan yollar o kadar değerliydi ki. Ben şu anda, önce bir kadın olarak sayesinde alabiliyorsam eğer kendi özgür kararlarımı, sayesinde var edebiliyorsam kendimi bu erkek egemen toplumda, eğitimimle, bilgimle atabiliyorsam kendimi ortaya, O; saygının ,sevginin ve özlemin en derinine layık. Buradan da bir kez daha paylaşmak isterim ki; her geçen gün daha çok özlüyorum...

*Atatürk'ün evi

Atamıza bir de kendi evinde veda ettikten sonra şehrin sembollerinden biri olan Beyaz Kule'nin etrafında gezdik ve ardından sahil boyunca yürüdük.

*Beyaz Kule

Yürüye yürüye şehrin en ünlü meydanlarından Aristotales Meydanı'na geldik. Bu arada bir şey itiraf edelim; biz Selanik'e aşık olduk ♥♥♥♥ Şehrin kendine has kalabalığı, sokakları, restoranları, barları, deniz kenarında oluşu ve tam olarak ifade edemediğim ama ilk anda kendine bağlayan havası bize çok iyi geldi ve çok çok sevdik. Bu sadece Thasos Adası'na geçmeden günübirlik bir geçiş olduğundan mutlaka bir kez daha ve tamamen keşfetmek üzere gelmeye karar verdik.

*Aristotales Meydanı

*Aristotales Meydanı

*Soldaki zıpçıktılar & sağdaki ağırbaşlılar :)

Selanik'le ilgili hoşuma giden bir diğer şey de minik minik ağaçlı sokaklarının denize çıkması. İstanbul'da da en sevdiğim şey sokağın başından baktığımda karşıda denizi görmek olduğundan burada da aynı şeyi görmek beni çok mutlu etti.

*Selanik ve denize çıkan minik sokakları♥♥

Karnımızı acıkınca hamburgerci arayışına girdik ve Pax Homemade Burgers'*a oturduk. Ardından Selanik'in güzel sokaklarına kendimizi bıraktık.


Artık yavaş yavaş Selanik'e veda edip Thasos vapuruna binmek üzere Kavala'ya geçme vaktiydi. Selanik'i çok sevince ayrılması biraz zor oldu ama nasıl olsa geri geleceğiz, biliyorum.


Kavala'yı yalnızca içinden arabayla geçtiğimiz kadarıyla görme fırsatımız oldu. Balıkçı teknelerinin olduğu yerde bir süreliğine yola bakmak için durunca arabadan inip aşağıdaki fotoğrafı çekme fırsatı buldum. Kavala, aslında genel olarak gayet şirin bir şehir izlenimi bırakmasına rağmen, şehrin girişinden başlayarak adım başı gördüğümüz kanlı bir Kıbrıs haritası görseli üzerine "Do not forget Cyprus" tabelaları ve İstanbul istikametini gösteren tabelaların üzerinde İstanbul yerine Constantinople yazması, biz de şehir ile ilgili ister istemez ufak bir ön yargı oluşmasına sebep oldu. Selanik'te ki o canlılık ve sevecen hava sanki bir anda yerini daha tutucu bir havaya bıraktı ve ister istemez şehrin sevimliliği ikinci planda kaldı. Yunanlıları çok seven biri olarak da bu durumun beni biraz üzdüğünü de eklemeliyim. Ama yine de Kavala'ya küs değilim ve mutlaka daha detaylı gezmek istiyorum. Önyargılı olmak hiç sevdiğim bir şey değil üstelik.

*Kavala


Bu sırada Kavala'dan Thasos feribotuna binme hayalleri kuran biz son seferi kaçırdığımızı öğrenince (günde iki taneymiş yanılmıyorsam) bize Keramoti yolları göründü. Keramoti'den 25 dakikalık bir yolculukla Thasos'a ulaştık.

*Keramoti'den Thasos'a doğru feribottan günbatımı ♥

Thasos'daki evimiz Skala Kallirachi adı verilen bir köyün olduğu bölgede ve feribottan indiğimiz noktaya yaklaşık 45 dakika mesafede. Eve ulaşıp ev sahibiyle buluştuğumuzda saat akşam 20.30 - 21.00 civarıydı. Eve girdikten sonra eşyaları eve taşımak üzere arabaya gittik ve toplamda dört adet şaşkın olduğumuzdan ev anahtarını içeride kapının üzerinde bir güzel unuttuk. Ev sahibimiz de yazık bu yaşında su çiçeği geçirdiğinden onu tekrardan rahatsız etmek istemedik ve bana camdan içeri girmek düştü.


Bu evimizin için Halkidiki'dekinden de halliceydi açıkcası. Evde birbirine çarpmadan yürümek neredeyse imkansız mesela. Ama yeri o kadar güzel ki bu durumu katlanılır kılıyor gibi.

*Evin yerinin akıl almazlığı ♥

*Bir tuvalet manzarası için fazla akıl kaçırmalık değil mi? ♥

Eşyaları yerleştirip yemek yemek üzere Limenaria sahilinde Plus Minus'a gittik. Tavsiye edilir. Ev yapımı şarapları güzeldi.



03 Eylül Thasos Adası


Thasos'daki ilk sabahımıza erken başlayıp kahvaltı bile yapmadan meşhur Marble Beach'e gittik. Erkenden varmak isteme sebebimiz çok kalabalık olacağını bildiğimizden hem daha sakin halini görebilmek hem de yer bulabilmekti. Ona rağmen en önlerde değildik. Başıma bir şey gelmeyecekse Marble Beach benim için biraz hayal kırıklığı oldu. Görmeye değmez değil belki ama o kadar kalabalık olmasından mıdır nedir ortamı tam yaşayamadığımı hissettim. Bir de orada keyfile kahvaltı yaparız umuduyla aç gidip, elimde sürekli arıların musallat olduğu ve arılar yiyemesin diye volta atarak yemek zorunda kaldığım soğuk bir sandviçle kala kalınca biraz moralim bozuldu sanırım. Bunun dışında beyaz mermer taşlarıyla gerçekten güzel bir koy ve taşların beyazlığından suyun rengi tam turkuaz. İyi ki yine de daha erken gidip nispeten daha boş halini görmüşüz, çünkü kalabalıklaştıkça güzelim turkuaz su bulanık bir şeye dönüştü. O nedenle bu sahille ilgili (aslında belki de her yerle ilgili) tavsiyem mümkünse sezon dışı veya bayram olmayan bir tarihe denk getirmek.

*Marble Beach

*Marble taşları ♥

Marble Beach'in hemen yanında Port Vathy adlı daha geniş ama mermeri daha az olan kumla karışık bir sahil daha var. Marble Beach'de iki şezlong bir şemsiye 12 euro, Port Vathy'de önler 20 euro, arkalar 15 euro ve bu parayı içeride harcama hakkı veriyor. Biz Marble Beach'i tercih ettik ama diğeri de güzel bir seçenek diye burada bilgisini geçeyim.

*Marble Beach'te rastgeldiğim muhteşem zeytin ağacı

Marble'dan sonra Golden Beach'e geçtik. Burada Krambousa Restoran'da yemek yedik ve denize girdik. Ağaçlıklı, güzel bir manzarası olan bir sahildi.

*Golden Beach

*Golden Beach

Kalbim Panagia'da kaldı..


Gelelim benim en favori yerime♥♥ Golden Beach'in ardından Panagia Köyü'ne geldik ve bu kadar şirinlik abidesi bir yer olamaz. Aklıma geldikçe gözlerimden kalpler fışkırıyor hala. Bir kaç fotoğrafla size nedenini açıklamak isterim.

*Panagia Köyü

*Panagia Köyü

*Panagia Köyü

*Panagia Köyü

*Panagia Köyü

Bahsettiğim kadar varmış di mi? ♥

Panagia'dan sonra Thasos merkezine geçtik ve günü Brazil Bar'da noktaladık. Neden Yunanistan'da Brezilya havası yaşamak istedik pek fikrim yok ama öyle yaptık işte.


04 Eylül Thasos Adası


Son günümüze yine erken başladık. Kahvaltıyı evimizde mis gibi deniz kokusuyla yaptıktan sonra eşyaları doldurduk arabaya ve ilk rotamız Giola oldu. Giola için dalgaların kayaları oymasıyla oluşmuş doğal bir havuz diyebiliriz. Arabayla dibine kadar inilemediği için ulaşması biraz zahmetli ama görmeye değer bir yer.

*Giola

*Giola

*Giola

Giola'dan sonra Psili Ammos Beach'e geldik ve son gün olması şerefine akşam üzerine kadar deniz keyfi yaptık.


En son rotamız ise Potos oldu. Potos'da sevimli bir köydü ama sahil şeridini restoran ve kafeler doldurduğu için daha çok içeri kısmında gezilebiliyor.


Potos'un ardından Thasos merkezine gelip Keramoti feribotuna bindik ve Keramoti'den İstanbul'a devam ettik.


Bitirmeden eklemem gereken önemli bilgi ise Thasos Adası'ndaki arılar. Özellikle yemek yerken çok sinir bozucu olabiliyorlar. O nedenle bir restorana oturduğunda yapman gereken ilk şey arılar için yanmakta olan kahve siparişi vermek. Sonrasında kendi siparişlerine odaklanabilirsin. Zira arılara kahve yoksa üzgünüm ama o yemeği arılarla paylaşmak zorundasın :)


İşte böyle. Pek bi' güzel anılarla dolu bir başka seyahat daha bitti ve kafalarda hep daha fazlasını görme isteği kaldı.


E istemek başarmanın yarısıysa?


Bu da her ülkenin yarısı eder.


Hiç fena değil :)


P.S 1: Sahillerine göre topladığım taşlar ve zeytin ağacı :)


Evet zeytin ağacı bile taşıdım.

P.S 2: Yazının başında söz verdiğim üzere gezerken aldığım minik notlar.


Kim bilir, gezerken kurtarıcı olabilir :)