Ara
  • 5letterstory

Budapeşte gezi notları

14-16 Mart 2015


Gelelim en tatlı anılarla dolu Budapeşte seyahatimize ♥


Amsterdam seyahatimizden sonra baktık böyle pat diye biletler alıp birkaç günlük kaçamaklar iyi oluyor (tabi mümkünse öncesinde pasaport kaybetmeden), diğer rotamızı da Budapeşte olarak belirledik ve 5 kişi biletlerimizi aldık; Alp & Sultan çifti, Can & ben çifti ve Haluk.


Tabi biz bu rotamızı belirlediğimizde tam o tarihlerde evlilik telaşında olacağımızı bilmiyorduk (Ay ne telaş ne telaş gerçekten! Rahatlıktan ölecektik ama böyle telaş melaş diyince daha bi’ heyecanlı oluyor anlatması). Neyse çifte dikiş yapmayalım, hikayenin bu kısmı Aşka Gel Kutlamaya Katıl* yazımda var, linkten gidebilirsin. Ama özetle, seyahatten 2 hafta sonra ki nikahımız için ben henüz evlenme teklifi almamıştım, ta ki Budapeşte seyahatimize kadar.


Yukardaki 5’li havaalanında buluştuk ve uçağımıza bindik. Biz Can’la ikimiz yan yana, Haluk bir arka sırada, Alp ve Sultan’da birkaç arka sırada olacak şekilde yerlerimize oturduk. Uçak kalktıktan sonra bizimkilerde bir yer değiştirme telaşı başladı, illa hep beraber oturalım falan diyorlar. Ben de ay ne tatlı arkadaş grubu, 2 saat bile ayrı kalamıyoruz falan diyorum içimden. Neyse arkalara doğru boş koltuklara yerleştik 5’imiz birden. Bir süre komiklikler şakalar falan derken Sultan “ben biraz kameraya çekeyim bu anları” demeye başladı. Ben de zaten bayılırım böyle şeylere, hiç sorgulamadım sebebini. Neyse aradan birkaç dakika geçti, Sultan hala kameraya çekiyor falan derken pilot konuşmaya başladı. Ama öyle yüksekliğimiz kaç, hava kaç derece, yok efendim yerel saate göre kaçta varmayı planlıyoruz gibi bilgiler içermiyor bu sefer ki konuşma. Baya baya konuşma Can ve ben üzerinden dönüyor!! Ben tabi n’oluyor yahu şeklinde bir Can’a bir bizimkilere bakıyorum. Derken Can daracık koltuk boşluğuna girmeye çalışıyor elinde yüzükle. Baktım zorlanıyor bari ben koltuğun tepesine çıkayım diyorum:) (Evlenme teklifi alırken bile fedakarım resmen).


Ve tam olarak kaç feet’de bilmiyorum ama bulutların içinde, alkışlar ve şampanyalar eşliğinde dünyanın en güzel evlenme teklifini alıyorum ♥

Bu sayede Budapeşte daha gitmeden benim için bir anlam kazanıyor ve daha görmeden ısınıyorum bu şehre ♥


Gördüğün gibi son iki gezi yazısı hep hikayelerle başlıyor. Zaten Can’la seyahat etmeye başladığımızdan beri her seyahatimiz daha gitmeden hikayelerle dolu. Can’dan önce dümdüz binerdim uçaklara, oysa şimdi öyle mi? Gerilim, macera, romantik komedi hepsi bu sinemada! Hatta hikayelere doyamadım, illa bir tane daha isterim diyorsan, azcık daha bekle, bundan sonra yazacağım Dublin gezi yazısında tam aradığını bulacaksın :)


Artık gelelim şehir hakkında bilgiler vermeye:


Her gezimizde olduğu gibi önce airbnb evimize gittik. Bu sefer ki evimiz, evden çok oyun parkı gibiydi. Budapeşte’ye gidecekler varsa bu evi kesinlikle tavsiye ederim. Bir odadan diğerine asma köprüyle mutfağın üzerinden geçip gidebileceğin başka bir ev bulabileceğini zannetmiyorum zira. Gerçi böyle bir şeyin fantazilerinin arasında olduğunu düşünmüyorum, gidene kadar benim de değildi çünkü. 


Ayrıca aşağı inmek için merdiven kullanmana da gerek yok, kaydırak ne güne duruyor?

*Evimizin bulunduğu apartmanın avlusu

*Evimizin bir kısmı


Eşyalarımızı bıraktıktan sonra karnımızı doyurmaya Bonnie Restro* diye bir restorana gittik. Bonnie Restro Comics olarak da bilindiğinden, duvarları karikatür çizimlerle dolu ve bu sebeple yemek durağı olarak oldukça ilgi çekici bir mekan. Yemekleri de gayet lezzetli üstelik.


Oradan çıkıp Budapeşte’nin ünlü harabe barı Szimpla Kert*’e gittik. Budapeşte’ye giden herkesin ilk görmek istediği barların başında geliyor. Herhangi bir yerden sökülmüş, çöplerden toplanmış birçok eşya, buranın dekorunu oluşturuyor. Bu bir küvet de olabilir, veya eski bir araba. Kısacası içerisi tam bir curcuna ama içmek için de bir o kadar keyifli. Bu arada bu harabe bar kültürü Budapeşte’de komünizm sonrası ortaya çıkıyor, Szimpla Kert sadece en isim yapmışı diyebiliriz. Anlamı; “Simple Garden”.

*Szimpla Kert


Buradan sonra şehri gezme kısmına geçtik. Budapeşte bildiğin üzere Tuna nehrinin iki yakasının birleşmesiyle (Buda & Peşte) oluşmuş bir şehirdir. Şehrin kalesinin bulunduğu tarihi kısımları daha çok Buda tarafında olup, şehir merkezi olarak kabul edilen kısım Peşte tarafıdır. İki yakayı bir araya getiren en ünlü köprü Chain Köprüsü’dür.

Biz ilk günümüzü şehir merkezini yani Peşte tarafını gezmeye ayırdık. Bir çok Avrupa şehri gibi, burada da binalara hayran kalmamak imkansız zaten. Sadece yaya olarak gezebileceğin en ünlü caddesi Vaci Utca. Bu cadde de cafeler ve mağazalar bulabilirsin. Caddenin devamı Vörösmarty Meydanı’na çıkıyor ve en sevdiklerimden biri olan Hard Rock Café bu meydan üzerinde :)


Diğer bir ünlü caddesi; Andrassy Ut. Caddenin tarihi yapısının korunmuş olması sebebiyle kesinlikle görülmeye değer. Ayrıca bir diğer alışveriş alternatifi olan caddelerden biri.


Heroes' Square (Kahramanlar Meydanı) veya Milenyum Meydanı olarak bilinen meydan Macarların Avrupa’ya gelişinin 1000. yılında yapılmış.


Tuna Nehri’nin kıyısında yürümek zaten inanılmaz bir keyif. Ancak Parlamento Binası’na yaklaştığında maalesef üzücü bir hikayeyle karşılaşıyor insan. Burada, nehrin kıyısında demirden yapılmış bir sürü ayakkabı heykeli var. Bu ayakkabılar 2. Dünya Savaşı’nda nehrin kıyısında vurulan Yahudilerin ayakkabılarını simgeliyor :(


Biz bir de şehri boyadan boya görmek istedik ve tekne turuna katıldık. Turda rehberler bir yandan şehir ve binalar hakkında bilgiler aktardığından, çok verimli geçiyor.

*Tekne turundan


Akşam yemeğimizi Yahudi bölgesindeki Grill & Chips*’de yedik. Yemekleri güzel, kendisi sevimli bir yerdi.


Gece hayatı tavsiyesi olarak da Akvárium Klub*'ı öneririm. Hem partiler, hem konserler verilebilen oldukça büyük bir mekan. İçerisinde ve dışarısında çok geniş oturma alanları var. Kokteylleri başarılı. Bir de isminin Akvaryum olmasına sebebi ise içinde büyük bir yüzme havuzu bulunduruyor olması.


Ertesi sabaha çok tatlı bir mekanda, çok güzel bir kahvaltıyla başladık; Blue Bird Cafe. Her anlamda çok sevdim♥ Mavi, samimi, sıcak bir ortam ve yemekleri çok lezzetli. Kahvaltıdan sonra kahvenin yanında yiyebileceğin ev yapımı çok güzel tatlı seçenekleri de var üstelik.

*Blue Bird Cafe


Kahvaltıdan sonra bu sefer de Tuna nehrinin batı kıyısındaki daha tarihi Buda tarafına geçtik, tabi ki meşhur Chain Köprüsü’nden geçerek. Yürüyerek Castle Hill’e çıktık. Kalenin en tepesine ulaşınca harika bir manzarayla karşılaşıyorsun. Tüm nehir ve şehir boylu boyunca önünde uzanıyor. Bir süre durup o anın ve manzaranın tadını çıkarmalısın mutlaka.


Kaleyi gezerken, artık müze olarak kullanılan Kraliyet Sarayı ve Matthias Kilisesi (şehrin en eski yapılarından biri olan bu kilise, Osmanlı şehri ele geçirdiği zaman camiye dönüştürülse de, sonra yeniden kiliseye çevrilmiş) gibi yapıları da görüyorsun.

*Castle Hill'den şehir manzaraları


Yemek önerisi olarak da şehrin en eski mekanlarından biri olan, (1887’den beri) vakti zamanında bir çok yazarın, sanatçının, siyasetçilerin tercih ettiği Central Kávéház*'ı mutlaka öneriyorum. Biz buraya Can’la baş başa gittik. Seni eskiye götüren bir atmosferde harika yemekler yemek istersen burası kesinlikle en iyi seçenek♥


Yemekten sonra grupla buluşup Kelta Pub*'a geçtik, önerilir.

*Kelta Pub


Ertesi sabah yurda geri döneceğimiz için son gecemizi olabildiğince dışarıda geçirelim istedik ve Kelta’dan sonra barlar sokağındaki Spiler Bar*’a geçtik. İçecek menüsü olarak oldukça zengin; her türlü kokteyl ve bira çeşidini bulabilirsin.

*Spiler Bar


Tarihi değerlerini koruyan, modernleşen dünyayı tarihle harmanlamayı başarabilen ülkeleri çok sevdiğimden, bu şehri de çok sevdim. Gerçi daha varmadan başından sevmiştim zaten♥ :)


Bir başka gezi yazısında görüşene kadar sevgiyle kal♥