Ara
  • 5letterstory

İtalya gezi notları - Bolonya, Venedik & Floransa

2017'nin ilk yazısından merhaba. Bu seneye nasıl girdik, ne ara Şubat ayının sonuna geldik hiç bir fikrim yok. Hatta ben bu yazıyı bitirene kadar 2018 olmasından korkuyordum, neyse ki o kadar abartmadım.


2016'nın son yazısında kendime verdiğim sözler arasında daha sık yazı yazmak vardı ama daha şimdiden geriden geliyorum :( Bu konuda biraz üzgün olsam da aslında taşınma ve yerleşme kısmının uzun sürmesi büyük bir etken. Onun haricinde seyahat ve taşınma sebebiyle ara vermiş olduğum siparişlerimin yığılması ve ekstradan Can'la kafamızda dönüp duran bazı fikirler, hayaller-hayatlar ikileminde sıkışmamız falan derken yazı yazma kısmı hem zaman hem de konsantrasyon bakımından biraz sekteye uğradı. Ortaya öylesine yazılmış bir yazı çıkartmaktansa geç olsun güç olmasın mantalitesini benimsedim ben de.


O zaman başlayalım ♥


2017'nin ilk günlerini İtalya'da karşıladık. Bu sefer ki aile kadrosuydu ve annem ve babam da bizimleydi ♥


29 Aralık 2016 - Bolonya: 29 Aralık sabahı önce Bolonya'ya uçtuk. Bu arada ben bir önceki seyahatlerimizdeki maceralarımız ve havada ki yoğun kar yağışından dolayı sürekli "ay kesin uçamıcaaaz!!" paniği yaşasam da sanırım bu sefer şeytanın bacağını kırdık. Rötarsız ve çok temiz bir uçuş oldu. Önce kiraladığımız evimize gelip hazırlandıktan sonra attık kendimizi dışarı.

*Evimizin penceresinden ve sokağından


Bolonya'yı ilk görüşte çok sevdim. Şehrin kızıllığı, binaların mimarisi ve en önemlisi de çok turistik olmaması nedeniyle şehri doyasıya yaşayabilmek paha biçilemez. Evden çıkıp ortalama 10 dakikalık bir yürüyüşten sonra Piazza Maggiore'ye ulaştık; yani şehrin en ünlü meydanı.

*Piazza Maggiore


Zaten hem küçük bir şehir olduğundan hem de neredeyse her yol bu meydana çıktığından çok da ekstra çaba sarfetmeye gerek kalmıyor buraya ulaşmak için. Meydandaki en ünlü yapılar; Neptün Çeşmesi, Belediye Sarayı ve Basilica San Petronio. Neptün Çeşmesi'nde yenileme çalışmaları olduğundan onu göremedik biz gerçi. Meydanın hemen yanındaki sokaklara daldığımızda bizi hem renkli bir pazar yeri hem de bir dolu peynir-şarap evlerinin olduğu minik, tatlı ve dar sokaklara çıkarıyor.

Buralarda biraz yürüyüş yaptıktan sonra gözümüze kestirdiğimiz bir şarap evine attık kendimizi; Zerocinquantino-051*. Ortaya peynirler, salamlar ve kendi ev şaraplarından söyledik ve bence tatile daha iyi bir başlangıç olamazdı♥

*Zerocinquantino-051


Burada iyice tıkındıktan sonra biraz daha şehir turu attık ama soğuktan burnumuzun ucu düşünce önce eve uğrayıp bir kat daha sardık kendimizi. Sonra biz Can'la yeniden çıktık çünkü önümüzde bizi bekleyen tam 498 adet basamak vardı. Şöyle ki; şehrin sembolü olan Torre Asinelli ve Torre Garisenda adlı iki adet kule var ve bunlardan Asinelli olanına çıkılabiliyor. Tabi 498 zorlu basamağı göze alabilirsen. Biz aldık, herkesin de almasını tavsiye ediyoruz. Basamaklar oldukça dar ve çıktıkça o kadar bitmiyor ki, bazı anlarda acaba sonsuza kadar mı sürecek hissi uyandırıyor. Ama bitiyor ve tepeye ulaşınca harika kızıl Bolonya manzarası sizi karşılıyor. Biz çıktığımız saat açısından da çok şanslıydık, çünkü akşam saat 5'te çıktığımız için hem gündüz manzarasını yakaladık, hem de bir süre sonra hava kararmaya başladı ve akşam manzarasını da görmüş olduk.

*Torre Asinelli basamakları ve zafere doğru :)

*Kızıl Bolonya

Tabi kuleyi bir tek çıkmak yetmiyor, bir de manzaraya doyduktan sonra inmek de lazım. Aynı 498 basamağı indikten sonra kendimize ödül olarak bira ısmarlıyoruz. Yukarıda bahsettiğim peynir-şarap evlerinin olduğu sokaklardan biri bizi Mercato di Mezzo'ya çıkarıyor. Burada hem peynir, şarküteri satılıyor hem de ortadaki alanlarda biranı veya şarabını söyleyip içebiliyorsun. En sevdiğim yerlerden biri oldu diyebilirim, bayılıyorum böyle her telden çalan yerlere.

*Mercato di Mezzo


Enerjimizi topladıktan sonra şehrin sokaklarını geze geze eve doğru yürüdük. Ertesi gün ki oldukça yorucu geçecek gün için enerji toplamamız gerekiyordu çünkü.


30 Aralık 2016 - Venedik: Sabah 10 treniyle Bolonya'dan Venedik'e doğru yola çıktık. Hızlı tren olduğu için 1 buçuk saat süren bir yolculuk oldu.

Bu sırada normalde 4 kişi olarak planladığımız Venedik seyahatimiz, trende tanıştığımız çok tatlı Amerikalı bir çift ile 6 kişiye çıktı :) Anlatayım; tren biletlerini alırken yer seçme şansı vermiyor sistem o nedenle hepimiz aynı vagonda farklı koltuklarda seyahat ettik. Ben de bu çiftin yanına düştüm. Kadın bana dönüp İtalyanca mı konuştuğumu sordu ben de kendisine konuşabildiğim dilleri sıraladım :) Böylece tanışmış olduk ve sohbete başladık isimlerinin Ida ve David olduğunu öğrendiğim çiftle. Amerikalı olduklarını, 2 haftalığına Floransa'ya geldiklerini ve bugün de günü birlik Venedik'e gidiyor olduklarından vs bahsettiler. Bu sırada sohbet esnasında bu sabah evden çıkarken her ikisinin de telefonlarını, kameralarını evde unuttuklarından da bahsettiler. Ben de Venedik'te ki anılarının fotoğrafları olmasını istediğimden, dilerlerse gondol turunu beraber yapabileceğimizi ve buradaki fotoğraflarını daha sonra kendilerine mail olarak atabileceğimi söyledim. Çok sevdiler bu fikri ve böylelikle trenden iner inmez hep beraber gondol turu yaptık.

*Ida & David


Venedik'in hep yaşanması zor bir şehir olduğu, burada yaşayanların daha çok yaşlı kesim olduğu, şehrin genç nüfusunun daha çok merkezin dışında yaşadığı söylenir. Mantıken düşününce nemden dolayı yaşaması zor bir şehir olabilir, ama gondolla binaların arasından geçerken mantık tamamen devre dışı kalıyor ve o tatlışlığın içinde sonsuza dek yaşamak istiyorsun.

*Anniş & Babiş ♥

*Aşkın İtalyancası♥

*Ida & David ♥

Gondol turunun ardından yine Ida ve David'le beraber gezmeye devam ettik her biri ayrı tatlı Venedik sokaklarında. Venedik'in benim için anlamını en kısa şekliyle şöyle ifade edebilirim; minik minik köprülerine vurulduğum şehir ♥

Biraz gezindikten sonra Birraria La Corte* isimli restoranda pizza & şarap yaptık. Pizzaları oldukça başarılıydı, yolunuz Venedik'e düşerse kesinlikle öneririm. Yemeğimizi de yedikten sonra Grand Canal üzerindeki Venedik'in ünlü ve oldukça tarihi Rialto Köprüsü'ne (Ponte di Rialto) gittik. Ardından şehrin ünlü meydanı Piazza San Marco'ya geçtik. San Marco Meydanı'ndaki en önemli yapıt San Marco Bazilikası.

*Rialto Köprüsü'nden

*San Marco


Ida ve David'in trenleri 18:00'da olduğundan San Marco'da onlarla ayrılıyoruz. Ertesi gün Floransa'da yeniden görüşmek üzere tabi;) Biz San Marco Meydanı çevresinde gezinmeye devam ediyoruz.

Bu arada Venedik'in soğuğu fena çarpıyormuş onu anlıyoruz ve yeterince üşüdüğümüze karar verip kendimizi Birreria Forst isimli minik bir kafeye kahve içmek üzere atıyoruz. Bu arada İtalyan'ların kahvelerinin ünü zaten herkes tarafından biliniyor. Ama buraya gelince öğrendiğim ve çok hoşuma giden bir kültürleri var, o da; insanların gelip barın önünde hızlıca kahvelerini içip, barmenle sohbet edip sonra yollarına devam etmeleri. Çok samimi geldi bana. Ama tabi kendi kahvelerine olan sonsuz saygılarından dolayı İtalya sınırına Starbucks sokmamaları nedeniyle Starbucks bardakları koleksiyonumun İtalyasız kalmasından dolayı da biraz kırgınım kendilerine.

Kahvelerimizi içip biraz içimizi ısıttıktan sonra yine attık kendimizi sevimli ve karmaşık sokaklara. Bu sırada artık hava kararmıştı ve Rialto Köprüsü'nü bir de akşam görmek istedik. Akşam halinin de takribi 80 tane fotoğrafını çektikten sonra yeniden gezinmeye başladık. Venedik'te harita takip etmek biraz anlamsız kalabiliyor o nedenle en mantıklı hareket kendini sokakların akışına bırakmak. Labirentin sonundan nereye çıkacağın tamamen sürpriz olabilir. Ama bence zaten en tatlısı sürekli minik minik köprülerin üzerinden geçiyor olmak ♥

*Rialto Köprüsü - akşam


Acıktığımızı iyice anlayınca akşam yemeği için gezerken gördüğümüz ve çok sevimli bulduğumuz Taverna de Baffo* isimli restorana geçtik. Kesinlikle tavsiye edilir. Hem ortamı , hem sunumu hem de yemekleri çok güzeldi.

*Taverna de Baffo


Uzun ve keyifli yemeğimizden sonra yine attık kendimizi sokaklara çünkü Venedik'te gün bitmiyordu. Bolonya'ya dönüş trenimiz geceyarısındaydı ve hala vaktimiz vardı.Biz de Venedik'in nemi iyice içimize işleyene kadar bir süre daha gezip kendimizi bir başka kahveciye daha attık. Sonunda trenden inip Bolonya'da evimize ayak bastığımızda saat sabahın üçüydü ve yalnızca 4 saatlik bir uyku bizi bekliyordu.


31 Aralık 2016 - Floransa & Bolonya: Yine kendimizi tren garına attığımız bir günün sabahının köründe bu sefer de Floransa'ya gitmek üzere yoldaydık. Bolonya Floransa arası hızlı trenle oldukça yakın, yalnızca yarım saat sürüyor.

*Santa Maria Novella Bazilikası


Bu tarihi şehirde gezilecek başlıca yerler Duomo Meydanı ve çevresinde bulunuyor. Zaten meydandaki Floransa (Duomo) Katedrali tüm heybetiyle "ben buradayım" diyor. Ben mesela dakikalarca "Nasıl bu kadar devasa bir yapı inşa etmeyi başarmışlar?" diye bakakaldım. Şehrin sembollerinden olan katedral, gotik bir mimariye sahip ve Santa Reparata Kilisesi üstüne inşa edilmiş. Meydandaki bir diğer ünlü yapılar ise; Giotto’nun Çan Kulesi ve Aziz Giovanni Vaftizhanesi.

*Floransa (Duomo) Katedrali

Meydandan sonra Uffizi ve Medici Sarayı’nı birbirine bağlayan ve Arno Nehri üzerinde bulunan Ponte Vecchio (Eski Köprü) 'ya gittik. 1345 yılında inşa edilen köprünün en önemli özelliği 2. Dünya Savaşı sırasında şehrin yıkılmayan tek köprüsü olması.

*Ponte Vecchio

Ponte Vecchio ve çevresini dolaştıktan sonra yeniden Duoma Meydanı'na geri gelip buradaki en eski ve çikolatalarıyla ünlü restoranlardan biri olan Rivoire* (1872)'ye attık kendimizi. Tatlıları gerçekten muhteşem.

Floransa'nın en keyif aldığım ve şu ana kadar okuduğum yorumlardan herkesin aynı şekilde keyif aldığını gördüğüm Michelangelo Tepesi'ne gittik yemeğin ardından. Burası gün batımına doğru gidilmesi ve muhteşem manzarasına karşı bir süre uzaklara dalınması gereken bir yer kesinlikle. Bizim gittiğimiz gün tam yılbaşı günü olduğu için bir de konser ve festival ortamı vardı ve inanılmaz keyifliydi.

*Michelangelo Tepesi


Michelangelo Tepesi'nin ardından Ida ve David'le buluştuk ve Caffe L'Opera Wine Bar'da şarap içip bol bol muhabbet ettik. Çok çok keyifliydi ancak en acı kısmı veda ederken onların bizi ülkelerine, evlerine çok içten bir şekilde davet ederken, bizim "Türkiye çok güzel, çok seversiniz ama siz yine de bu aralar gelmeyin" demek zorunda kalışımızdı. Bir kez daha kalbimin sıkıştığını hissettim o an.

Ida ve David'den ayrıldıktan hemen sonra, trenimize binip yılbaşı yemeği için Bolonya'ya dönmeden hemen önce Floransa sokaklarında bir süre daha dolaştık.

Tarihin içine kurulan, binaların estetiğinden, sokaklarının büyüsünden çıkamadığım şehirleri seviyorum ve Floransa da bunlardan biri oldu benim için. Bu sefer ki biraz kısa oldu, bir daha ki sefere daha çok tadını çıkarmak üzere Floransa'ya veda ediyoruz ve yeni yılı karşılamak üzere Bolonya'ya geri dönüyoruz.

*Daha önceki yazılarımda bahsettiğim; gittiğimiz her şehirden kendimize kart atma geleneğimiz. Bu da güneşli Floransa gününden, Ponte Vecchio üzerinde kendimize yazdığımız kartımız

P.S: Bolonya ve Floransa ulaştı ama Venedik maalesef ulaşmadı :(

Bolonya'da yılbaşı yemeği yediğimiz yer Pizzeria Ristorante La Brace* isimli, daha önce burada yemek yemiş bir iş arkadaşımın tavsiyesi üzerine geldiğimiz tatlı mı tatlı bir aile restoranıydı. Çok keyifli bir yemek, şarap ve muhabbet eşliğinde yeni yıla girdik. Aile işletmelerini seviyorum, çünkü genellikle daha sıcak bir ortam oluyor. Burada da aynı şeyi hissettim. Yeni yıla girerken hepimize dağıtılan şampanya ve hepimizle kadeh tokuşturmaları da bu tezimi bir kez daha doğruladı.

*Buon anno Tutti Della Bologna

01 Ocak 2017 - Bolonya: Yeni yılın ilk gününde yine Bolonya'da koca bir günümüz vardı ve bu güzel ve sakin şehrin tadını çıkardık. Garip bir şekilde ısındım bu şehre. Belkide İstanbul'un gürültüsünden sonra o sakinliği, bizim asla beceremediğimiz şey olan korunmuş tarihi yapısı, sokaklar arasına yerleşmiş küçük ve tatlı kafeleri ve tabi güneş vurdukça daha da kızıllaşan binaları beni kendine çekmiş olabilir.

Bir de Little Venice dedikleri 3 ayrı pencereden görebileceğiniz şehrin içinden geçen nehircikler var. Gidip gidip pencerelerinden kafa uzatılası tatlılıktalar ♥

*Little Venice

Kısacası son gün şehri keşfederek, kafelerinde oturarak ve İstanbul'a ne getirsek kar şeklinde marketlerinden bilumum makarna, şarap, peynir, salam toplayarak geçti.

2 Ocak sabahı Bolonya'daki şirin evimize ve İtalya'ya veda ettik ve İstanbul'a döndük. Ertesi gün bizi bekleyen yeni ev heyecanıyla bir seyahatin daha bitmiş olduğu burukluğunu bu sefer çok hissedemedim. Ama İtalya'ya bir daha döneceğime söz vererek ayrıldım ♥

*Ev sahibimizin penceresine bıraktığımız minik hediyemiz

Ciao Italia ♥