Ara
  • 5letterstory

2016’nın ardından

2016’nın bitmesine sayılı günler kaldı ve artık nihayet anladım, zamanı durdurmak, yavaşlatmak diye bir şey yok. Hiç gelmeyecek dediğimiz günler, yaşlar, anlar geliyor ve üstelik biz “nasıl olacak?”, “ne zaman olacak?” derken oluyor tüm bunlar. Ben de bu sebepten yılın son blog yazısını her sene sonunda bir ritüel haline getirmek istediğim bir yazıya ayırdım.


Aslında özellikle ülkemiz olmak üzere dünya olarak terörün ve kötülüğün hakim olduğu bir sene geçirdikten sonra, insan kendi hayatındaki mutluluklardan bahsetmeye utanıyor. Ama bir yandan da dünya varolduğundan beri iyilik ve kötülük eş zamanlı olarak her zaman hakimdi. O nedenle bir yerlerde hala umudun ve sevginin hakim olduğu hikayeler de dinlemeye ihtiyacımız var diye düşünüyorum.


İyi kötü bir şeyler geçiyor hayatımızdan, ama ne kadarını aklımızda tutabiliyoruz? Veya ne kadarının aslında bizi bir sonraki adımlara hazırladığının farkındayız. Bir senemi gözden geçirirken anladım tüm bu detayların önemini.


İşte benim 1 senemin minik bir özeti;


Yılın ilk günlerini bir önceki blog yazımda da görebileceğin gibi, benim için çok özel bir şehir olan Dublinde karşıladık Can’la (ilgili gezi yazısına linkten gidebilirsin). Yıllardır hayal ettiğim şehirde yeni yılı karşılamanın verdiği güzel histen midir bilmiyorum, bu senenin hayallerime beni bir adım daha yaklaştıracağını hissediyordum; öyle de oldu ♥


Ocak ayı genel olarak dolu geçti. Hatırladıklarım arasında; Bige Sualp’in gerçek çiçeklerle aksesuar workshop’ı, hayatımda ilk kez gittiğim oda tiyatrosu (“İz”, muhteşemdi), Ferhan Şensoy’un Ferhangi Şeyler oyunu, Sensus Galata’da harika bir şarap akşamı.. Ve tabi ki en özeli hep hayal ettiğim blog sayfamı açmam ♥

Şubat ayı hayatımın dönüm noktasının ilk adımlarını attığım bir ay oldu; ben o an bunu farketmesem bile. İşimde mutsuz günler geçirirken aynı şirkette başka bir bölüme terfi aldım. Hala tam olarak hayal ettiğim yerde olamayacaktım, ama yine de o anki mutsuzluklarımdan beni çekip çıkaracak ve gelecek vaat eden bir yerdi. Terfi aldığımı öğrendiğim gün, tesadüfen tanıştığım biriyle olan kısa bir sohbet kendimle ilgili ufkumu açtı. Bu kişiyi bir daha görmedim, ama bana kendimde olanları görmemi sağlaması, anlattıklarıma olan inancı ve bunu yansıtma biçiminden dolayı aslında çok büyük bir yardımı dokunmuş oldu. O bunu bilmiyor olabilir, ama ben biliyorum. Ve yine aynı gün güzel bir şey daha oldu. Hatta tarih hala aklımda; 23 Şubat! İnsan aynı gün 3 tane kendince önemli şey yaşayınca tarihi unutamıyor. O günün akşamında Kolektif Talks’da kendime yaşam tarzı olarak yakın gördüğüm bir blogger’ın söyleşisine gittim. Çok ilham vericiydi, bir çok noktada kendimi gördüm. O gün anladım, o gün sabahtan beri olanlar tesadüf değildi, bir şeyler artık daha farklı olacaktı..

Mart ayında işimde yeni bölümüme geçiş yaptım.


Mart ayının ilk haftasonunda evimizde minik bir ev partisi yaptık. 1+1 evimizin alabileceği maksimum sayıda insana ulaştık :)


18-19-20 Mart tarihlerinde 4 kişi Prag seyahatine çıktık. Prag gezi yazısına da linkten gidebilirsin. Çok güzel bir seyahatti, Prag zaten masal gibi ♥


24 Mart’ta artık nefes alamamaya daha fazla dayanamayıp burun ameliyatı oldum. Böylelikle 10 günlük bir evde yatış süresi geçirdim. İlk 3 günden sonra dışarı çıkmanın planlarını yapmaya başladım :)

Nisan ayı keyifli geçti. 12 Nisan’ın Can’ın doğum günü olmasından dolayı o haftanın haftasonunda Büyükadada tatlı 2 gün geçirdik (okumayanlar için buyrun onun da linkini koydum). Ayın son Cumartesi günü de Boğaziçi Üniversitesi’nin Taşoda Festivali’nde müzik eşliğinde soğuktan donma keyfi yaşadığımızı hatırlıyorum :)

Mayıs ayı beni çok güzel bir sürprizin beklediği bir aydı. İşimde başka bir departmana terfi ettiğimi ama hala hayal ettiğim yer olmadığını yazmıştım hatırlıyorsan. Sanırım birileri beni duymuş :) Çok sürpriz bir şekilde istediğim birimin yöneticisinden onunla birlikte çalışma teklifi aldım :) Tüm ay bunun heyecanıyla geçti.


13-14-15 Mayıs’ta tüm aile Eskişehir’de buluştuk ♥


Ayın son Cuma’sında Can, kuzenim Gürkan ve ben bizim evde rakı gecesi yaptık. Biraz fazla kaçırmışım sanırım. En son sandalyenin tepesinde Pazar günü planı olarak “Neden Maçka Parkı’na gitmeliyiz?” veya “Neden Kuzguncuk’a gitmeliyiz?” sorularına karşılaştırmalı cevaplar verirken görülmüşüm. Sandalyenin tepesinde ne işim var bilmiyorum. Belli ki yerde kaile alınmamışım.


Birde asla unutmayacağım “Gezi”nin 3. yıldönümüydü ♥

Haziran ayının ilk haftasında aynı şirketteki 3. farklı pozisyonuma geçiş yaptım :) Bazı konularda liderliği asla başkalarına bırakmıyorum. 1,5 sene içinde en çok departman değiştiren kişi ödülüne layık görüldüm, gururluyum.


Bu ayın en önemli etkinliği 24 Haziran’da başlayan ve 9 Temmuz’a kadar süren 16 günlük Amerika seyahatimizdi. Bu seyahatimizle ilgili 4 bölüm halinde yazdığım yazıların linklerini de aşağıya koydum okumayanlar için. 24 Haziran 2016 aynı zamanda bizim Can’la sevgili oluşumuzun 2. yıldönümüydü ve havada kutlamış olduk ♥


*Amerika Günlüğüm - Bölüm 1 - Bölüm 2 - Bölüm 3 - Bölüm 4

Temmuz ayı en dolu geçen aylardan biriydi sanırım. Yukarıda da yazdığım gibi zaten 9’una kadar Amerika seyahatimizdeydik.

15 Temmuz malum hepimizin en çok korktuğu gün olarak tarihe kazındı. O gün bize korku verdiği kadar dünyanın bir ucundan 2 güzel insan da kazandırdı. Hatta anlatmayı en sevdiğim hikaye oldu bir anda;


15 Temmuz akşamı Can'la evdeydik ve sosyal medya üzerinden yapılan paylaşımlarda bir gariplik olduğunu sezince televizyonu açtık ve köprünün kapandığını gördük. Olaylar iyice ciddiyet kazanmaya başlayınca bir çok insan gibi biz de ATM'den para çekmek üzere dışarı çıktık. ATM sırasında beklerken yabancı bir çift yanımıza yanaştı ve bize kalacakları otelin adresini sordu. Önce gösterdikleri otelin Taksim şubesi sandık ve Taksim yönünü tarif ettik ancak daha sonra sohbet esnasında otelin deniz kenarında olduğunu söylediler ve yeniden bakınca otelin Eminönü'nde olduğunu anladık. Ellerinde bavulla yürümek uzun ve zor olacağından taksi çevirmeye çalıştık ancak taksi bulmak imkansızdı. Otellerini aradık bir araç gönderip almaları için ancak otel de yaşanan durumdan dolayı araç gönderemeyeceğini söyledi. Böylece biz de onları sokakta bırakamayacağımızdan evimize aldık. Bu sırada tanıştırayım; Igor ve kendisi İspanyol, Karla ve kendisi Meksikalı. Meksika'da yaşıyorlarmış ve her sene İspanya'ya gelip Igor'un ailesini ziyaret ediyorlarmış, bu sene de İspanya dönüşü Türkiye'de ufak bir tatil ayarlayıp öyle Meksika'ya dönmek istemişler. Zamanlamalarının bu kadar talihsiz olacağını bilememişler tabi. Bu arada ben de İspanyolca bildiğimi söyleyince baya mutlu oldular. Düşünsene yabancı bir ülkede bir eve sığınıyorsun ve ev sahibi senin dilini konuşabiliyor :)

Bu sırada hepimiz bir yandan haberleri takip ederken ben de bir yandan herşey normalmiş gibi davranmaya çalışıyorum ve yemek hazırlayıp çay falan demliyorum. Igor'da bir yandan İspanyol Elçiliği'ne ulaşmaya çalışıyor ama nafile bir çaba. Bütün geceyi bir yandan sohbet ederek ve bir yandan haber takip ederek geçiriyoruz ve saat sabaha karşı 3 civarını gösterdiğinde onlarında yorgun olabileceklerini düşünüp uyumaya karar veriyoruz. Ancak odalarımıza geçer geçmez 2 dakika içinde çok büyük bir gürültü kopuyor ve ardından cam kırılma sesleriyle beraber ev deli gibi sallanmaya başlıyor. Ben basıyorum tabi çığlığı, çünkü bomba atılıyor zannediyorum. Karla ve Igor yanımıza koşuyorlar ve hep beraber camın olmadığı tek yer olan banyoya atıyoruz kendimizi. Bu sırada ben kuzenimi arayıp neler olduğunu soruyorum ve jetlerin çok alçaktan uçtuğunu ve hızın ses ve sarsıntı olarak bize geldiğini söylüyor. Bu durum yaklaşık 45 dakika boyunca sürüyor ve her seferinde nasıl korktuğumuzu sanırım anlatmama gerek yok. Ama acaba hiç birimiz Igor ve Karla gibi o anda ülkemizde bulunan turistler kadar korktuk mu bilmiyorum. Muhakkak korktuk, kendimiz ve ülkemiz için endişelendik. Ama düşünüyorum da onlar için de ayrı korkunç; dünyanın hiç bilmediğin bir yerinde tepende jetler geziyor ve sen savaş mı çıktı, ülkene dönebilecek misin, neler oluyor bilmiyorsun...


Ertesi gün kahvaltıdan sonra Igor & Karla'yı almak üzere otelleri araç gönderdi. Normalde planları 2 gün İstanbul, sonrasında 3 gün Kapadokya ve ardından ülkelerine dönmekti ama otellerine varınca durumu yeniden değerlendireceklerini söylediler ve eğer ki kalmaya karar verirlerse bizi arayacaklarını ve mutlaka bizimle bir şeyler yapıp yemek yemek istediklerini söylediler. O akşam üstü aradılar ve kalmaya devam edeceklerini söylediler, böylece ertesi gün görüşmek üzere sözleştik. Pazar günü önce Galata kulesini ve çevresini gezdik, sonra da güzel bir akşam yemeği yedik.


Şuan hala sıklıkla mesajlaştığımız, birbirimize fotoğraflar gönderdiğimiz, hatta yeniden buluşabilmek için planlar yaptığımız bir whatsapp grubumuz var. Bazen düşünüyorum, acaba biz mi onların şansıydık, onlar mı bizim.. Sanırım ikisi de.. ♥

Gelelim Temmuz ayının devamına;

23 Temmuz’da çok sevdiğim 2 arkadaşım Melis ve Deha evlendi ♥


28 Temmuz; büyük gün. Doğum günüm ve 30 yaşıma girdim. Sakinim, anlatıldığı kadar kötü değilmiş. Zaten 30 yaşında göstermiyorum bile :) Üstelik en tatlı tarafı Can’ın bana doğum günü hediyesi olarak Yunanistan’da 1 haftasonuluk deniz tatili hediye etmesiydi. Alexandroupoli gezi yazısına linkten gidebilirsin ♥

Ağustos ayında 2007’de Toronto’da tanıştığım ve o zamandan beri sosyal medya haricinde görmediğim çok sevdiğim Fransız arkadaşım Koozy İstanbul’a geldi ve bizde kaldı. Aradan 9 sene geçtiğine hala inanamıyorum ama sanki her şey aynıydı. 9 yıl önce bıraktığımız yerden devam ettik muhabbete hiç ayrı kalmamışız gibi ve dolu dolu 3 gün geçirdik İstanbul’da.


15 Ağustos parti tadındaki düğünümüzün 1. yıldönümüydü, buradan da ilgili yazıya gidebilirsin.

Eylül ayı yine benim için başka bir dönüm noktası oldu ve yine ben o an bunun farkında değildim.


Ayın ilk haftasonu güzel bir tekne partisiyle başladı. Uzun senelerdir İstanbul’da yaşayan arkadaşlarımızdan Mila ve Rick çifti Eylül ayının sonunda Almanya’ya taşınacaklardı ve ilk veda partilerini İstanbul’da tekne de yaptık. Güneş, rüzgar ve alkol kombinasyonunun üzerine denize de girilince akşamında hastanede serum servisi yapılıyormuş onu öğrenmiş oldum. Ama yine de ne zaman düşünsem, aklıma gelen tek şey şu; “ama değdi be!”


Hayatımın dönüm noktasıymış meğer dediğim kısım ise bayram tatilinde İzmir, Karaburun’da geçirdiğimiz 9 gün! Karaburun’da neredeyse tüm sahiller taş. Ben de küçüklüğümden beri taş gördüğüm zaman çılgına dönüyorum ve hepsini toplamak istiyorum. Yine aynı istek beni dürtünce baktım sahilde taş bırakmıyorum, bari ben bunları boyayayım da bir anlamı olsun diye düşündüm. İyi ki de öyle düşünmüşüm! Hemen bununla ilgili yazımı da buraya ekliyorum. Peki bunun nesi dönüm noktası diyorsan Ekim ve Kasım aylarına beklerim :)


24 Eylül’de Mila ve Rick’e son kez veda etmek üzere evlerinde ki veda partisine katıldık. İnsan aynı anda hem çok eğlenip, hem çok üzgün olabiliyormuş. Onları şimdiden çok özledik :(

Ekim’in ilk gününe de yine bir vedayla başladık. Haluk, İspanyol kız arkadaşı Ana ile evlenip İspanya’ya yerleşti ve böylelikle aramızdan bir yıldız daha kaydı :( Böyle olayların tek güzel yanı sevdiğin herkesi bir araya getiren organizasyonlar olması, onun dışında kahrolsun vedalar!


Ekim ayına dair hatırladığım iki güzel etkinlik ise; biri 5 Cocktails & More’daki Vintage Party, diğeri ise Cansu Sakız Çini Workshop’ı. Bu workshop’tan bahsettiğim yazım ise hemen şuracıkta.


En güzelini sona sakladım; al sana dönüm noktası. Taş boyamayla birlikte ağaç ve ahşap boyamaya da başlamıştım ve farkedildiler :) Ekim ayı sonunda ahşap ve taş kombinasyonundan yaptığım ilk siparişimi teslim ettim. Resmen uğurlu geldi ve ardından başka siparişler de gelmeye başladı! Çok heyecanlıyım!

Kasım ayına dair tek söyleyebileceğim şey; o zaman taş, renk! Çok tatlı ve beni heyecanlandıran siparişler aldım ♥ Bir deniz tatilinin insanı hayallerine bir adım daha yaklaştırması bir mucize!


Kasım ayı genel olarak renklerimle başbaşa geçti. Kuzenimin Blessingway ve doğumu için verdiği siparişler, arkadaşlarımın verdiği siparişler derken bir baktım ki her yeni tasarım bir sonraki için yeni bir fikir oluşturmuş. Yaratıcılık her ne kadar içten gelen bir şey olsa da, aslında en çok üretmekten besleniyormuş. Hayallerimi boyadığım yazım ise buyrun burada!


Kasım ayına dair diğer güzel şey ise; ne zamandır taşınmayı düşünen biz sonunda çok içimize sinen bir ev bulduk ♥ Son 2 aydır internetteki tüm kiralık ev ilanlarına baktığımdan, şuan İstanbul’daki, özellikle 3 semtteki tüm evlere hakimim diyebilirim. Gördüğümde içimi ısıtacak bir ev arıyordum ve bu evi görür görmez daha fotoğraflarından bunu hissettim. O yüzden evi görmeye giderken tutacağımızı biliyordum; öyle de oldu ve Ocak başında taşınıyoruuuz♥ Umarım hissettiğim şey gerçektir ve bu ev bize uğurlu gelir.

Aralık ayının nasıl geçtiğini kendime bile tanımlayamadığım için buraya tam olarak nasıl aktaracağımı bilemiyorum. Aslında güzel başlamıştı. Ayın ilk haftasonunu İspanya'dan ziyarete gelen Haluk ve Ana'ya ayırdık. Bir sonraki haftaiçi radikal bir kararla saçımı kestirdim ve mütevazi olamayacağım; herkes bayıldı. An itibariyle Amelie vari bi'şi oldum. Bu sırada annem ile babamın verdiği radikal karar benim saçım için verdiğim kararı solladı; Çanakkale'ye taşınıyorlar. Babamın çocukluğundan beri, annemin okul yıllarından beri yaşadığı Ankara'ya veda etmeye karar verdiler ve Ocak sonunda Çanakkaleli olacaklar. Babam şimdiden moda girdi zaten; Çanakkale ile ilgili bir şeyden bahsederken sürekli Çanakkalemiz diye başlıyor lafa :)


10-11 Aralık haftasonunu Ankara'da geçirdik. 10 Aralık Beşiktaş bomba saldırısını öğrenene kadar arkadaşlarımızın evinde çok keyifli bir akşam geçiriyorduk. Artık ülkece güvenliğimizin kalmadığı, evlerimizin dibinde bombaların patladığı korkunç bir sona hazırlanıyoruz. Bu konu ile ilgili duygularımı ifade edebileceğim uygun tek bir kelime yok. Tek bildiğim; korkuyorum, hem de çok.


O haftasonunu elimden geldiğince haberlerden uzak geçirmeye çalıştım, ama gerçeklerden kaçmak çok uzun sürmüyor. Pazartesi sabahı gazete haberlerinden Beşiktaş saldırısında kaybettiklerimizden birinin arkadaşım olduğunu öğrendim. O anı unutamıyorum; fotoğrafı ve altında ismi ile tam karşımda duruyordu. Eski iş arkadaşım ve hayatımda tanıdığım en hayat dolu, en güler yüzlü insandı Tunç. Yaşamını kaybettiğinden beri her haberi takip ediyorum onunla ilgili ve onu tanımayanlar bile sadece fotoğraflarına bakarak anlamış ne kadar hayat dolu olduğunu, herkes o kadar güzel yorumlar yazmış ki ardından. Bu hayattan olabilecek en kötü şekilde ayrıldın, ama bu kadar güzel anılmak da herkese nasip olmaz; ışıklar içinde uyu güzel insan.


Bu olaylarla birlikte aklımdan binlerce düşünce geçip duruyor. Her can kaybına üzülüyor insan tabi ki; bir başka ölümün "bizim" tanıdığımız olmaması o kişiyi değersiz yapmıyor asla; ama insan konuştuğu, az ya da çok paylaşımda bulunduğu biri olduğunu öğrenince kendisini daha da kapana kısılmış gibi hissediyormuş, bunu anladım. Çember gittikçe daralıyor sanki ama herşeye, tüm kötülüklere rağmen bu seneden tek dileğim bu kabusun son bulması.


Böyle bir atmosfere rağmen bir yandan da hayatlarımıza devam etmeye, yaşama sevincimizi korumaya çalışıyoruz tabi ki. 13 Aralık günü iş grubundaki hatunlar ekibi olarak evde tatlı mı tatlı bir yılbaşı partisi yaptık. Herkes bir hediye aldı (e ben tabi ki yaptım) ve hediyeleri vereceğimiz an çekilişi yapıp çıkan isme hediyelerimizi verdik. Çekilişi önceden yapmayınca daha bir esrarengiz oluyormuş :) Bütün gece şampanya, şarap, harika yemekler ve dedikodu eşliğinde yeni yıl ruhu aşıladık birbirimize ♥ Pek tatlı oldu.

Son 2 hafta tamamen kolilerle haşır neşir bir hayatımız oldu. Bir yandan taşınma telaşı nedeniyle evde her akşam koli yapıyoruz, diğer yandan ben tüm bu kargaşanın arasında yılbaşı siparişlerimi ve yılbaşına özel hazırladığım videoyu çekmenin peşindeyim. Fotoğraflara ve videoya bakınca tam bir tatlışlık hakim ortama, ama aslında sağımız solumuz önümüz arkamız koli moli.


Ve en tatlısını sona sakladım ♥


Yarın, yani 29 Aralık itibariyle 5 günlük İtalya seyahatimiz başlıyor ♥♥♥ Bundan önceki seyahatlerimiz aksiyon dolu başladığı için içimizde ufaktan bir panik olsa da (mesela kar geliyor haberi gibi) yine de seyahatimiz için çok heyecanlıyız ve evrene pozitif enerji yollamaya çalışıyoruz. Bolonya, Venedik ve Floransa şehirleri var gezi planımızda. Böylece her yeni yılı bir ülkede karşılama geleneğinin 3. senesini de devirmiş olacağız ♥ Ayrıca döner dönmez gezi yazılarında yerini de alacak.


Şimdiden herkese çok mutlu, huzur dolu, bol gülümseme ve kahkaha dolu ve en önemlisi barış ve renk dolu bir sene diliyorum. Hepimizin kişisel hayatlarımızda yaşadığı güzel anlar, o kadar da güzel olmayanlar anlar oldu, ama en çok ülkece ve dünyaca yaralandık bu sene. O nedenle 2016 herkesin bir an önce bitmesini istediği bir yıl oldu. Umuyorum ki 2017 sevgiyle, barışla, huzurla ve neşeyle gelir.

Bir de unutmadan aşağıya ufak bir 2017'de yapmak istediklerim ve gerçekleşmesini dilediklerim listesi ekledim; seneye bu sıralarda kontrol edeceğim ne kadarı gerçekleşmiş diye;


*Daha fazla blog yazısı yazmak; bu senenin ortalamasını aldığımda ay başına 2 yazı düşüyor, daha iyisini yapabilirim bence.


*Daha fazla taş, ahşap, ağaç, hatta ne bulursam boyamak ve en kısa zamanda online satış sitesi açmak. Ayrıca kendimi geliştirmek için bir kurstan çıkıp öbür workshop'a koşmak


*Bol bol kültürel aktivite kovalamak


*Bol bol seyahat planı yapmak, hiç gitmediğim yerlere gitmek, yeni hayatlar keşfetmek


*Yogaya başlamak (bu konuda oldukça hevesliyim)


*Değişik kokteyller yapmayı öğrenmek (ay tabi ki en renkli olanlarından )


*Yeni taşınacağımız evimizde ihtiyacımız olan şeyleri almak yerine kendimiz tasarlamak ve yapmak (mesela bir kitaplık güzel olurdu)


*Bu liste uzar gider ama en önem verdiğimi sona sakladım; bu dileğim hepimiz için: Sevdiklerimizle huzur ve güven içinde yaşacağımız bir ülke diliyorum. Hayatta herşey insanlar için. Biz hep en iyisini diliyoruz kendimiz ve sevdiklerimiz için, yinede kimi zaman hayal kırıklığına uğratabiliyor bizi hayat. Ama en acısı saçma bir nefretin elimizden alması hayatlarımızı ve sevdiklerimizi. O nedenle bu seneye dair en içten dileğim bu olsun; hepimiz sevdiklerimizle çok ama çok mutlu yaşayalım ♥♥♥


O zaman seneye görüşürüz :)