Ara
  • 5letterstory

Amerika gezi notları - Bölüm 3: Milwaukee, Wausau & Wisconsin Dells

29 Haziran - 05 Temmuz 2016


Hazır hızımı almışken Amerika günlüğüm serisinin sondan bir önceki bölümünü de şuraya okuman için bir bırakayım. Bu sefer çok parça pinçik olmasın diye üç şehir bir arada bir yazı hazırladım. 6 günlük bir oradan oraya koşturma halinden sonra, seyahatimizin bu kısmında biraz daha rahatlama ve dinlenme var. Bu bölümde sırasıyla Milwaukee, Wausau ve Wisconsin Dells şehirlerinden bahsedeceğim. Hazır mısın?


29 Haziran 2016 - Milwaukee: Chicago’dan akşam 19:30 civarı ayrılıp 1.5 saatlik mesafede olan Milwaukee’ye doğru yola çıktık. Normalde Cem’ler Milwaukee'de yaşıyorlardı, ancak birkaç ay öncesinde iş nedeniyle Wausau’ya taşındılar. Bu nedenle Milwaukee’deki bir gecelik konaklamamız için yine airbnb’den ev kiralamıştık. Bu arada airbnb’den ev kiralamanın en güzel yanlarından biri çoğunlukla ev sahiplerinin misafirlerine karşı göstermiş olduğu samimiyet ve ilgi. Özellikle Milwaukee’deki ev sahibimiz bu anlamda en iyilerinden biriydi. Bizim seyahatimizin 4. gününde Atatürk Havalimanı’nında yaşanan üzücü saldırıyla ilgili çok içten bir mesaj atmış ve üzüntümüzü bizimle birlikte paylaşmıştı. Ayrıca ev ile ilgili her detayda oldukça yardımcı ve ilgiliydi. Cem’ler bu ayın sonunda yeniden Milwaukee’ye dönüş yapacakları için orada bir ev kiralama ihtiyacımız bundan sonraki gidişlerimizde olmayacak gibi görünüyor ancak gidecek olanlar olursa aynı evi tavsiye edeceğim kesin.

*Airbnb evimiz ve pek kıymetli hubby ♥


Saat 21:00 civarı Milwaukee’ye ulaştığımızda şehirde kısa bir tur attıktan sonra evimize geldik. Kristen’in annesi, kız kardeşi ve onun erkek arkadaşı da bizi görmek üzere eve geldiler ve bol sohbetli güzel bir akşam geçirdik. Bu arada Kristen’in annesi Can’la bana Milwaukee Brewers beyzbol takımının t-shirtlerini hediye etti. Bir de bana üzerinde Wisconsin yazan Starbucks kupası almış. Çünkü Kristen bulunduğum ülkelerdeki şehirlerin isminin yazdığı Starbucks bardağı koleksiyonum olduğunu sölemiş, O da böyle bir jest yapmış bana ♥


(lüzumsuz bilgi: bardaklarımız yakında eve sığmayacağından ayrı eve çıkma kararı aldılar )


30 Haziran 2016 - Milwaukee: Göçebe ailesi olarak yine bu sabah da eşyaları arabaya yerleştirdikten sonra gün içindeki planlarımızı uygulamak üzere yola çıktık. Brewers t-shirtlerimizi giyip, Jimmy John’s’ta sandviçlerimizi hazırlattıktan sonra, Los Angeles Dodgers vs Milwaukee Brewers beyzbol karşılaşmasını izlemek üzere Miller Park* stadına gittik. Tabi bu arada beyzbol maçı öncesi kültürünü de öğrenmiş olduk. Maç başlamadan birkaç saat önce stadın otoparkında herkes kendi arabasının arkasında mangal yapıp, biralarını içiyor ve sonrasında stada giriyormuş. Biz de arabanın arkasına sandalyelerimizi atıp yaptırmış olduğumuz sandviçlerle biraları midemize indirdik. Yalnız tek bir sorun vardı, maç saatine çok yakın bir saatte takılmaya başladığımız için herkes çoktan stada geçmişti bile ve hala yeme içme derdinde olan bir biz vardık. Ama maça yarısından girme pahasına da olsa keyfimizi bozmadık açıkçası. Zaten amaç biraz da atmosferi görmekti açıkçası.

*Miller Park


Tabi biz aheste aheste maça gidene kadar uygun fiyatlı biletler çoktan bitmiş, en pahalı olanları kalmıştı. Maçın bitmesine de az bir süre kaldığından bir B planına ihtiyacımız vardı. Belki görevlilerden rica edip, sadece Can’la beni 5 dakikalığına atmosferi görmek ve fotoğraf çekmek için ikna edebiliriz diye düşündük ama ben kurallarına sıkı sıkıya bağlı Amerikan insanı konusunda oldukça endişeliydim. Yine de şansımızı denedik tabi ki. Ben her türlü şirinliği yaparak “Taa Türkiye’lerden onca yolu beyzbol maçı seyretmeye (!!) geldik, şimdi siz bizi kıracak mısınız ama?” şeklinde cümlelerimi, çeşitli whatsapp ikonlarından esinlendiğim surat ifadeleri ekleyerek destekliyordum. Can’la zaten genel olarak verdiğimiz imaj “Ay ne sevimli çift bunlar” olduğundan bize fazla dayanamadılar ve bir görevli eşliğinde bizi içeri aldılar. Bugüne bugün Amerikan kurallarını ufak bir mecrada da olsa yıkmış insanlarız, ne kadar gurur duysak az :) Çok sevimli ve yaşlıca biriydi bize eşlik eden görevli, bol bol fotoğraflarımızı çekti ve bir süre orada durup atmosferi yaşamamıza izin verdi. Hatta başka bir görevli isterseniz size 2 kişilik bilet verelim oturun izleyin bile dedi! (Demiştim pek tatlı bi' çiftiz diye)


Bu arada konu yine Türkiye’de yaşanan üzücü olaylara geldi ve bizlere karşı olan üzüntülerini ve iyi dileklerini dile getirdiler ♥

*Miller Park


Bu kısa beyzbol maçından sonra (bu arada maçı Los Angeles Dodgers kazandı), Henry Maier Festival Park’ta* gerçekleşen yaz & müzik festivaline gittik. Festival alanı çok geniş bir alana yayılmış ve içerisinde birçok konser alanı, eğlence parkı, standlar vs. barındıran bir yerdeydi.

*Henry Maier Festival Park


Burada biraz vakit geçirdikten sonra, Riverwalk yaptık; yani nehrin kenarında yürüyüş. Şehri gördükten sonra Milwaukee hakkında çok farklı bir izlenimle geldiğimi farkettim. Şuana kadar nedense hep küçük bir kasaba ile karşılaşacağımı sanıyordum ancak çok büyüktü, üstelik çok da sevdiğim bir şehir oldu bir anda. Evlerine ve binalarına bayıldım. Riverwalk dediğimiz alandaki binalar ve barlar ve restoranların olduğu sokaklardaki binaların hepsi çok sevimliydi. Bir de önceden Milwaukee yazamıyordum bir türlü, ama bu yazının başından beri o kadar çok yazdım ki artık onu da ezberledim :)

*Riverwalk

Riverwalk’un ardından akşam yemeği yemek üzere restoranların yoğunlukta olduğu bölgeye geçtik ve canımın deli gibi Meksika yemeği çekmesi üzerine Meksika restoranı araştırmaya başladık. En sonunda Cempazuchi Comida Brava* isimli restoranda yer bulduk. Kokteylleri ve yemekleri harikaydı. Daha önce de dediğim gibi yemek konusunda bulduğumuz mekanlar konusunda iddialıyız; ilk defa gidiyor olsak bile :)

*Restoran ve barların olduğu bölgeden sevimli bulduğum bir kahve dükkanı


Bu güzel akşam yemeğinin ardından yine birkaç saatlik yol bizi bekliyordu ve Wausau’ya doğru yola çıktık. Vardığımızda geç bir saatti ve ulaşır ulaşmaz uyumuşuz.


01 – 04 Temmuz 2016 - Wausau: Wausau şehrinden her günü ayrı olarak değil, kaldığımız süre boyunca neler yaptığımızdan genel olarak bahsedeceğim; zaten oldukça kısa :) Çünkü burası daha önce bulunduklarımız kadar büyük olmayan, daha sakin bir şehir ve şuana kadar ki koşuşturmalarımızdan sonra kesinlikle bu sakinliğe ihtiyacımız varmış. Burada günlerimiz genel olarak yapılan geç kahvaltıların ardından Cem’lerin botuyla yakındaki Lake Wausau’ya açılıp keyif yapmakla geçti. Göl ve çevresinin muhteşem yeşilliği ve doğa kesinlikle huzur vericiydi.

*Lake Wausau


Burada evlerin hepsi müstakil ve bahçeli olduğundan bahçede mangal yaptık bol bol. Sonra yine göle gittik, sonra yine mangal yaptık, sonra yine göl yine mangal, sonra yine.. Kısacası 4 gün boyunca yiyip içip göle gittik. Bi’ 4 gün daha olsa aynı şeyi yapmaya devam edebilirdim sanırım bıkmadan. Büyük şehirlerde yaşayan insanlar olarak böyle bir huzur bulduğunda insan kolay kolay bırakmak istemiyor.

*Lake Wausau


Wausau’daki son günümüzde, yani 04 Temmuz günü akşam yemeği için Huhot Mongolian Grill* restoranına gittik. Asya yemeklerini çok sevdiğimden olsa gerek, bu Amerika seyahati boyunca gitmediğimiz Asya restoranı kalmadı farkettiysen. "As you can eat" diye geçen, yani “yiyebildiğin kadar ye” şeklinde çevirebileceğimiz menüden alırsan istediğin sebzeleri ve etleri alıp sınırsız kere pişiren aşçıların başına ekşiyebiliyorsun. Ben ilk seferde tabağıma her bulduğumu doldurunca tekrar tekrar gitmeme gerek kalmadı gerçi.


Bu arada 4 Temmuz Amerika’nın Bağımsızlık günü olduğunun o hafta boyunca birçok yerde konserler ve şenlikler vardı. Bir de sürekli bir yerlerden havai fişekler atılıyordu ve son gece akşam botla yeniden açılıp havai fişekleri göl üzerinden seyrettik. Çok güzeldi ♥


05 Temmuz 2016 - Wisconsin Dells: Yine eşyalarımızı arabaya yükleyip, sabah 09:00 civarı City of Wisconsin Dells’e doğru yola çıktık. Wisconsin Dells su parkları başkenti olarak bilinen, turizme yönelik bir şehir. Şehirde kapalı su parkları da olduğundan sadece yazın hizmet vermiyor, kışın da rahatlıkla gidilebiliyor. Bizde hem gelmişken orayı da görelim, hem biraz eğlenelim hem de yanımızdaki sevimli böceğinde biraz gönlü olsun diye Chicago’ya dönmeden bir gece burada konaklayalım dedik.


Ayrıca Wisconsin Dells Cem’in Amerika’da ilk yaşadığı şehir. Work&Travel için gelip dönmeyenlerden kendisi. Buradaki su parklarından birinde çalışmış geldiğinde. O nedenle otele yerleşmeden arabayla küçük bir tur attık şehirde ve bize etrafı ve yaşadığı yerleri gösterdi.

*Burası da Wisconsin Dells'in huzur noktası


Otele eşyaları bıraktıktan sonra, birkaç saat su parkında vakit geçirdik ve sonrasında Cem ve Kristen bizi outletlerin olduğu alışveriş merkezine bıraktı. Türkiye’de bulunmayan mağazaları gördükçe Can’ı çekiştirmekten yazık çocuğun kolları sündü :)


Alışverişimiz bittiğinde tekrar bizi aldılar ve akşam yemeğimizi yemek üzere Famous Dave’s* restoranına gittik. Şehir daha çok yazlık bir şehir olduğundan, su parklarında ve restoranlarda çalışanlar genellikle Work&Travel’la gelmiş yabancı insanlar. Bizim garsonun nereli olduğu konusunda kendi aramızda iddiaya girmiştik ve hepimizin iddiası Latin Amerika ülkelerindendi ama sorduğumuzda Romanya cevabını aldık. Hiç aklıma gelmezdi, belki de büyük büyük dedesi falan latindir, kim bilir :)


Yazının başında da dediğim gibi ve fotoğraflardaki huzurdan da anlayabileceğiniz üzere, seyahatimizin en dingin bölümü kesinlikle bu üç şehirde geçti. Bir sonraki gün New York uçuşumuz için Chicago'ya geri dönmemizle başlayacak olan 3 günlük bir koşuşturma kısmı daha var ancak bu serinin en son bölümüne sakladım onları :)


O nedenle, bi' yere kaçma ♥


Bölüm 4*