Ara
  • 5letterstory

Prag gezi notları

İki blog önce Prag seyahatinin gezi yazılarında ilk sıraları alacağını söylemiştim. Şu an yazının bu ilk satırlarını uçakta, hatta Budapeşte sınırları üzerinden geçerken yazıyorum. Doğrusunu söylemek gerekirse ülkemizdeki ve dünyadaki ardı arkası kesilmeyen bomba vakalarından dolayı oldukça endişeli bir ruh halindeyim. Ama bir yandan da kendimi güzel şeyler düşünmeye zorluyorum. Bu blog sayfasını hep renkli anılar, tasarımlar, seyahatler, hayaller paylaşacağıma inanarak açtım, ismini bile ona göre seçtim. Hayatın onca zorluklarına rağmen, renkleri takip edersem beni hep sevgiye, iyiliğe, güzelliğe götürür diye inandım. O nedenle her ne kadar ülke olarak çok zor günlerden geçiyor olsak da buraya renkli anılar bırakmak istiyorum. Çünkü güzel şeyler görmeye, okumaya ve inanmaya ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. Hayatta kötü şeyler olurken, var olan iyi şeyleri kaçırmayalım istiyorum aslında.


O nedenle kötülükleri bir kenara bırakıp gelelim Prag seyahati anılarımıza;


4 kişi yola çıktığımız seyahatimizin ilk rotası tabi ki 2 gün boyunca kalacağımız evimizdi. Otel sevmeyen insanlar olarak seyahatlerimizde mutlaka ev kiralıyoruz (bilmeyenler varsa 'airbnb' ye bir göz atın derim). Hem çok daha samimi oluyor, hem de bize bulunduğumuz ülkeye aitmişiz hissini yaşatıyor. Old town'a oldukça yakın 'Kaprova' Caddesi'nde bulunan evimize geldiğimizde ev sahibiyle buluştuk ve bize harita üzerinde gezmemiz gereken her yeri anlattı. Bu anlamda oldukça yardımsever bir ev sahibiydi diyebiliriz, her ev sahibi aynı şekilde olmayabiliyor. Sonrasında vakit kaybetmeden şehri keşfetmeye başladık. Paskalya dönemine denk geldiğimizden şehrin bir çok yerine kurulmuş; insanların biralarını, sıcak şaraplarını içtiği, bir şeyler yediği ve bir yandan alışveriş yaptığı açık hava pazarları vardı. Buralarda biraz dolaştıktan sonra ev sahibimizin tavsiyesi üzerine "Lokal" isimli restorana gittik. Sürekli bira servisi yapılan ve "yok ben başka almayayım" dediğinde garsonların öldürücü bakışlarına maruz kaldığın oldukça büyük bir restoran ve 'pub'ımsı mekan. Maalesef pek de sıcakkanlı olmayan Çek halkıyla ilk burada tanıştık. Ayrıca pek esnaf kafaları da yok sanki. Çünkü saat 17:00 civarı geldiğimiz mekanda saat 20:00'da rezervasyonu olan boş masaya oturabilmek için 5 ayrı garsonu ikna etmek zorunda kaldık. Türkiye'de olsa "Gel abimmm" diye ensenden yakalayıp oturturlar adamı valla.


Buradan kalkınca "Speakeasy" denilen (ABD'de alkol satışının yasak olduğu 1920-1933 yılları arasına denk gelen ve Prohibiton dönemi olarak adlandırılan dönemde yer altına açılan barlara verilen genel isim), geçen sene New York'ta da gittiğim ve Prag'da da buradan esinlenerek açılmış olan bara gidelim dedik ancak yer bulamadık maalesef. Bu mekanlar hem yer altında olması hemde elektrik yerine mum veya gaz lambası ile aydınlatılıyor olması sebebiyle oldukça otantik bir havaya sahip oluyorlar. Özellikle geçen sene New York'ta gittiğim bir speakeasy, eski tip askılı pantolonlarla servis yapan garsonlarıyla oldukça şirin bir mekandı. Kendimi gerçekten bi' 100 yıl geriye gitmiş hissetmiştim.


Neyse Prag diyorduk sanırım en son :)


2. güne erkenden güzel bir kahvaltıyla başladık. İlk gün, yaklaşık 2 senedir Prag'da yaşayan Yunan bir arkadaşımla haberleşmiştik ve sabah beraber kahvaltı yapmak üzere sözleşmiştik. O da bizi 'Cafe-Cafe' isimli oldukça güzel bir mekana kahvaltıya götürdü. Oradan Prag'ın lüks mağazalarıyla ünlü olan Paris caddesinden geçerek Prag'da erasmus yapan bir arkadaşımızla daha buluşup kaleye doğru yol aldık. Kaleden aşağı doğru inerken kale çevresinde yine yukarda bahsettiğim açık pazarlar, yemek yerleri ve dükkanlar vardı. Ben de kendime fotoğraftaki 'Kermit'i satın aldım:) Ayrıca Paskalya nedeniyle yeşil olarak servis edilen biralardan içtik. Sonrasında Charles Köprüsü'nden geçerek şehrin sokaklarında biraz kaybolduk. Benim tabiki de hem rengarenk duvarlarıyla hem de The Beatles grubuna olan hayranlığımla en sevdiğim yer haline gelen "John Lennon Duvarı"na gittik. John Lennon Duvarı, The Beatles grubunun efsanevi ismi John Lennon'un 1980 yılında vurulup, hayatını kaybetmesinin ardından, grafiti ve şiirlerle barış ve sevgiyi temsil etmesi adına anıtlaştırılan duvardır. Duvar sürekli yenilendiğinden her gittiğinizde farklı grafitiler ve sözler görmeniz mümkün. Bana kalsa 850 adet fotoğrafını çekmek üzere orada 1-2 saatimi geçirirdim ama neyse ki bana kalmadı ve Prag'ın başka sokaklarını da gördük :) Sokak pazarlarında satılan ve orada pişirilip içine Nutella sürülerek servis edilen halka şeklinde tatlıdan da yiyip kendimizden geçtikten sonra (yine canım çekti hımf!), meşhur astronomik saatin olduğu meydana geldik. Her gün saat 19:00'a kadar astronomik saatin içindeki azizleri simgeleyen figürler geçiş yapıyor. Bu geçişi kaydetmek üzere her saat başı ellerinde telefonlarıyla video çekmeye hazır turist ekibine, çok direnmemize rağmen katılmış olduk. Zira altı üstü 5 saniye süren kıpırdanma için 10 dakika boyunca dikilmek Prag'da turist olmanın en temel ilkesi. Bu zorunlu turistik görevi tamamladıktan sonra biraz dinlenmek üzere evimize gittik ve ardından yeniden Yunan arkadaşımızla -bu sefer Çek kız arkadaşıyla birlikte- buluşarak akşam yemeği yemek üzere İtalyan restoranına gittik. Kendisi toplamda 10 restorandan doluluk nedeniyle geri çevrilmemizin ardından zar zor rezervasyon yaptırabildiğimiz tek mekandı zira. Bu arada aramızda konuşurken tek bir gece de 10 kez hayır cevabı aldığımız başka hiçbir durum yaşamadığımız konusunda hem fikirdik :)

Son gün de eşyalarımızı toplayıp yeniden 1 Yunan, 1 Çek ve 3 Türk olmak üzere (2 tanesi uyanamadıklarından evde kaldılar) 'Misto' adı verilen mekanda yola çıkmadan son kahvaltımızı yaptık. Bu arada tamamen Prag'dan ayrı olarak eklemek istediğim bir şey var ki o da; Akdeniz kanına sahip olmak kesinlikle bir ayrıcalık. Çünkü bahsettiğim bu Yunan arkadaşım kendi ülkesi dahi olmamasına rağmen 2 gün boyunca bize her yerde eşlik edip, gezdirip bir de en güzel ve kesinlikle turistik olmayan çok daha lokal yerlerde yedirip içirmek için elinden geleni yaptı. Resmen sirtaki eşliğinde teşekkür edecektik kendisine :)


Bir çırpıda geçmesine rağmen, hayatımızda yeni anılar biriktirmemize olanak sağlayan bir seyahatimiz daha bitti. Dünya'nın bambaşka yerlerinde yeni anılar biriktirmek üzere, seyahatle kalın!♥